515 kez görüntülendi.

Fikirden İnşaya Derin Bir Telakki: Turgut Cansever

İnsanın dünyadaki vazifesi dünyayı güzelleştirmektir.”

 

Turgut Cansever bilge, fikir adamı ve mimar. Tevhidî mimarlık telakkisi, sonsuz mekân tasavvuru, tefekkür ve inşayı birbirine mezcetmesi ile “Bilge Mimar” olarak anılır. Mimariye bir dünya görüşü olarak bakar. Bu görüş insanın dünyadaki vazifesinin dünyayı güzelleştirmek olduğu şeklindeki İslami telakkiye dayanır. Dünya güzel yaratılmıştır ve insan Allah’ın yarattığı bu güzel dünyayı hüsnü muhafaza etmek ve güzelleştirmekle sorumludur. Batı’daki günahkâr insan ve günah dünyası tasavvurunun getirdiği ezici ve karanlık mimari anlayış İslamiyet’te yerini insanı yücelten, aydınlık bir mimari anlayışa bırakır.

Cansever’in mimari telakkisindeki önemli bir kavram da “tevhit” yani “bütünlük” tür. Sanatçının tavrını inancı belirler, inanç ve inşa arasında bir bütünlük olması gerekir bu bağlamda mimariyi estetiğin bir alanı olmaktan ziyade ahlâkın bir alanı olarak ele alır. İnanç bozulursa fikir, fikir bozulursa inşa bozulur. Yapılar geleceğe saygı çerçevesinde tabiata dokunularak inşa edilmeli, varlığa her aşamada saygı duyulmalıdır. Zira varlığa müdahaleyi “firavunca bir tavır” olarak değerlendirir.

Azın çok, küçüğün güzel olduğunu vurgulayan Cansever “Meydana getireceğimiz biçimler insan ölçüsünde olmalıdır, insanla ezmeden, rahat ve bilinçli ilişki kurulabilmelidir. Küçük onun için güzeldir” der. Cansever, küçüğün güzelliğine işaret ederek rızanın, hakikatin, zühdün ve takvanın yüceliğine dikkat çeker. İslam şehirleri ferdiyetin yüceliği esas alınarak, tevazu ve saygı çerçevesinde her evin komşu ev ile doğru bir ilişki kurduğu, sadelik ve bu sadeliğin vakar duygusunu yaşattığı şehirlerdir.

Katıldığı birçok konferans ve sempozyumda Türkiye’de yaşanan şehirleşme krizini dile getiren Cansever, çocuk yaşlardan itibaren “ahiret” inancı ile büyütülen insanımıza bugününü değil ahirini de tartarak gelecek nesillere güzel bir dünya bırakmayı teklif eder. Zira çocukluk yılları itibari ile çocuğun göreceği güzel çevre onun bilincinde bir değer olarak ortaya çıkar.

“Bütün gelecek nesillere karşı sorumluluk hissettiğimiz zaman, kendimize insan deme hakkına sahip olacağız. Bunu hissetmediğimiz zaman, kendimize insan deme hakkımız yoktur.”

Bugün İslam toplumlarının inançlarına ve kültürlerine yabancı çevreler inşa etmelerini tevhit kavramının yitirilmesi ve tahribin bir tezahürü olarak değerlendirir. Mimari, insanların yaşam biçimlerini şekillendiren, tahakküm altına alan biçim ve ticari kaygıların değil ahlaki bir gayenin ürünü olmalıdır. Çare ne “Batı’nın geç kalmış taklitlerini tekrar etme” ne de “üretilmiş çözümlerin, bu çözümleri oluşturan temellerden kopartılarak günümüze aktarılması”dır. Esas olan tarihi tecrübe göz önüne alınarak İslam mimarisinin genetik temellerini anlamak ve bugünün çözümünü üretebilmektir.

“Biçime ait güzelliği de inancımızın temellerinden hareket ederek kurabiliriz. Bu güzelliği kuramamışsak tevhidî yaklaşımdan yoksunuz demektir. Tevhidî yaklaşımdan yoksunsak o zaman bir nevi şirk içindeyiz demektir. Doğrusu bütün İslâm dünyasında çok yüksek sesle yapılması gereken ikaz bu gibi geliyor bana. Estetik, inancımızdan ayrı bir şey değil; eğer biz onu doğru bir şekilden kuramıyorsak iki sebebi vardır: Ya inancımız çok yanlıştır yahut inancımızla onun arasındaki bütünlüğü hissetmiyoruz demektir.”

Cansever, Doğu’yu ve Batı’yı kuşatan düşünce dünyası, yazdığı kitaplar ve mimari eserleri ile düne ve bugüne hitap etmeye devam ediyor. Cansever’i daha iyi anlamak hayatını, kurduğu ilişkileri, mimari telakkisini besleyen kaynakları bilmek ile mümkün olacaktır.

Hayatı

Dedesi Şeyh Ali Efendi İstanbul Kasımpaşa’daki Kadiri Turabi Baba Tekkesi’nin son şeyhi ve Babıali’de yüksek memurdur. Babası Hasan Ferit Bey, Askeri Tıbbiye mezunu ve Türk Ocaklarını kuran yedi tıbbiyeliden biridir. Annesi ise Filibe’de müderris olan Mehmet Efendi’nin kızı ve kız öğretmen okulunun ilk mezunlarından Hatice Saime Hanım’dır. Annesi ile babasını Kudüs’te birbiriyle tanıştıran, annesinin hocası Halide Edip Adıvar’dır. Hasan Ferit Bey, Millî Mücadele Dönemi’nde Antalya’da İl Sağlık Müdürü olarak görev yapar. Turgut Cansever, 12 Eylül 1920’de Antalya’da doğar.

    

1925 yılı Cansever ailesi 

Turgut Cansever’in ilkokul döneminden bir fotoğrafı

Cansever küçük yaşlardan itibaren babasının memuriyeti sebebiyle birçok şehir gezer. Kültürel dokusu bozulmayan bu şehirlerde, insanların ortak kararlarla saygı ve tevazu çerçevesinde inşa ettiği, birlikte yaşama adabı gelişmiş mahalli yapı onun İslam şehirlerini oluşturan temel unsurlar hakkındaki ilk izlenimini oluşturur. Ankara’da başladığı ilkokula Bursa’da devam eder. Lise eğitimi için İstanbul’a gider.

Galatasaray Lisesi’ne devam ederken ailesi İstanbul’da Beyazıt Külliyesi’ne yakın bir konağa taşınır. Gençlik yıllarından itibaren yakinen gözlemlediği külliye ileride yapacağı Beyazıt Meydanı Plan şemasının fikri alt yapısını oluşturur. Lise yıllarında resme ve müziğe büyük ilgi duyar. On beş on altı yaşlarında resim sergisi açar. Ressam olma isteğine karşın babasının “Ressam olmak yok. Ya mimar olursun, ya mühendis” ikazı ile karşılaşır. Liseden mezun olduktan sonra Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin (Mimar Sinan Üniversitesi) Mimarlık bölümüne girer. 

Turgut Cansever’in gençlik yıllarında yaptığı oto portre

Babasının arkadaş çevresi ve zengin kütüphanesi Cansever’in mimari telakkisini besleyen unsurlardan biridir. Elmalılı M. Hamdi Yazır, Neyzen Emin Dede, Ahmet Avni Konuk, Ahmet Hamdi Tanpınar, Asaf Halet Çelebi gibi önemli isimlerle aynı sohbet halkasında bulunur. Elmalı Hamdi Yazır’ın babasına hediye ettiği Kuran Tefsirini genç yaşlarda mütalaa eder. Yine babasının kütüphanesinde karşılaştığı İbn Arabi’nin Fususu’l-Hikem’i, Ömer Hayyam’ın Rubailer’i etkilendiği diğer önemli eserlerdir. Sonradan “ferdiyetin yüceliği”, “güzellik sevgisi’’ gibi mimari telakkisinin temel kavramlarını Fusus’tan çıkaracaktır.

Ressam olma arzusu devam eden Cansever, ikinci sınıfta yapı derslerine giren Mimar Sedat Hakkı Eldem’den etkilenir ve kesin olarak mimar olmaya karar verir. Akademi’nin son senesinde Sedat Hakkı Eldem’in daveti üzerine, mimarlıkla ilgili bazı toplantılara onunla birlikte katılır, Mimarlar Derneği’ne uğramaya başlar ve Türkiye mimarlarının örgütlenme çalışmalarına yakından tanıklık eder daha sonra bu çalışmaların aktörlerinden biri olur. 1946 yılında mezun olduğunda, Sedat Hakkı Eldem, Cansever’e yanında asistan olarak kalmasını teklif eder. Bir süre birlikte çalışırlar.

Cansever’i etkileyen bir diğer önemli isim Sanat Tarihi derslerine giren Mazhar Şevket İpşiroğlu’dur. Cansever, İpşiroğlu’nun tavsiyesi ile meşhur Sanat Tarihçisi Ernest Diez’in derslerini takip eder ve onun danışmanlığında Sanat Tarihi alanında doktora yapmaya karar verir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden “Osmanlı ve Selçuklu Mimarisinde Sütun Başlıkları” adlı teziyle sanat tarihi doktoru, “Modern Mimarinin Sorunları” adlı tezi ile doçent unvanını alır.

1949 yılında Sadullah Paşa Yalısı’nın restorasyonunu gerçekleştirir. Bu, meslek hayatının ilk önemli tecrübesi olur.Sadullah Paşa Yalısı ile insanın bütün dünyaya açık olan asli İslam inancına ait Türk ev plan şemasının en gelişmiş biçimini gözlemler. 1951’de ortağı Abdurrahman Hancı ile birlikte ilk mimarlık bürosunu kurar. Birlikte tasarladıkları Büyük Anadolu Kulübü Oteli, önemli eserlerindendir. 1950’li yıllarda tasarladığı Türk Tarih Kurumu Binası, içerisindeki mukaddes hikmeti koruyacak sağır duvarlarla çevrili, Ankara’nın mahalli unsurlarıyla bezenmiş bir bina olarak meydana gelir. Merkezi avlu, geleneksel Osmanlı yapılarının içe dönük karakterini yansıtırken, İslam mimarisinin bütünlük ilkesi de parçaların bütüne olan ilişkisini belirler. 1930’lardan bu yana Ankara’da yapılan binaların belirgin ortak özelliği olan Uluslararası Üsluba bir tepki olan bu bina, geleneklerden neler öğrenilebileceğinin bir örneği ve daha geçerli bir
mimari dile işaret eden bir öncüdür.

Ankara Türk Tarih Kurumu Binası

1958 yılında Beyazıt Meydanı tasarımı ile kent imarına yönelir. Tanzimat döneminden itibaren çeşitli müdahalelere maruz kalan Beyazıt Meydanı en son tamamen kara yolu ulaşımına açılıp meydan yaya kullanımı için verimsiz bir hal alınca 1959 yılında bir yarışma açılır. Prof. Dr. H. Högg, Prof. Dr. L. Piccinato, Prof. Dr. Sedat Hakkı Eldem ve Turgut Cansever birer öneri sunarlar. Cansever’in önerisi ittifakla kabul edilir. Cansever’in en önemli ve birincil kararı meydanın taşıt trafiğinden arındırılması ve asli suretini yeniden kazandırarak yayalaştırılmasıdır. Turgut Cansever, gerçekleşmesi en büyük hayallerinden biri olan Beyazıt Meydanı projesi için şöyle der:

Büyük bir heyetin tetkikine sunulan projelerden, hazırlamış olduğum ve meydanı tamamen insanlara hizmet edecek bir yaya alanı haline dönüştüren, üniversite yapıları ile cami arasındaki yön çelişkisini cami-kıble doğrultusunu hâkim hale getirerek ve bu yöne uyarak, camiyi yücelterek çözümleyen teklifim tercih edilerek seçildi.”

Cansever’in Beyazıt Meydanı Projesi

Turgut Cansever Beyazıt Meydanı projesinden sonra şehir, imar, koruma alanında mücadele ettiği kısa süreli pek çok görev alır, her biri uzman ekipler tarafından yürütülen büyük çaplı dört adet şehir ve bölge planlama çalışması içinde bulunur. Kamudaki çalışmalarının dışında özel projeleriyle de dikkat çeken Cansever, seksen yedi projesinden on üç tanesini hayata geçirebilir.

1980 yılında Türk Tarih Kurumu Binası ve Ertegün Evi Restorasyonu ile İslam dünyasında tarih şuurunun ve sosyo-kültürel yapının mimari eserin değerlendirilmesinde temel kriter olarak belirlendiği Uluslararası Ağa Han Mimarlık ödülünü kazanır. Üçüncü ödülü ise 1992 yılında Bodrum’da, Emine Öğün, Mehmet Öğün ve Feyza Cansever ile gerçekleştirdiği Demir Evleri Projesi ile alır. Dünyada eserleri, üç kez Ağa Han Mimarlık Ödülü’ne layık görülen tek mimardır.

Ahmet Ertegün Evi projesinde, tarihi bir yapının restorasyonu ve gereksinimler doğrultusunda eklenmiş bir yapıyı mahalli unsurlar göz önüne alınarak; tarih-bugün-gelecek ilişkisinin korunduğu bir bilinçle bir araya getirir. Osmanlı mimarisindeki koruyuculuk fikrinin öne çıktığı binada sokağa bakan çok az sayıda pencere bulunur. Cansever’in insanın güzeli görmeyi hakkettiğine dair düşüncesi alt kattaki pencerelerin bahçeye ve üst kattaki pencerelerin ise manzaraya bakması şeklinde ön plana çıkar.

Antalya, Ertegün Evi

Cansever, insanın bilinçli bir yaklaşımla çevresini kavramasına yönlendiren bir mimarlığı önerir.  Demir evlerinde de yaklaşım biçimini ortaya koyuşu bu şekildedir. Demir Evler projesi, tamamen aynı olan evlerin bazen birinin arka cephesinin öbürünün ön cephesine bakması, bazen farklı yönlere bakan pencereleri ile tamamen birbirinden farklı yapılar olarak ortaya konulur. Aynı zamanda tabiatla ilişki kuran projede, mimarinin yalnızca kendine ait güzellikleri sağlamakla değil aynı zamanda çevresini yüceltecek bir niteliğe sahip olmakla da görevli olduğunu vurgular.

Cansever hem mimarı hem de proje geliştiricisi olduğu Demir Evleri projesinde amacını şöyle açıklar:

“Ülkemizde yüzyıl başından beri özellikle Batı’dan gelen temelsiz yaklaşımların ve Batı taklitçiliğinin etkisiyle tümüyle kaybolan mahalli şehir tasarım ve mimari kültürüne ait değerler ile tasarım metotlarının yeni bir yaklaşımla uygulanarak denenmesi bu projenin
amacı idi.”

Antalya Demir Evler

Demir Evleri projesi sonrasında doğduğu şehir Antalya’da Hadrian Kapısı karşısına bir cami yapımı teklif edilir. Caminin, 130 yılında inşa edilen Hadrian Kapısı ile uyumlu olması ve en kıymetli taşlarla örülmesi istenir. Böyle bir tavır yerine azla yetinmenin yüceliği, küçüğün güzel olduğu idrakinden hareket ederek Antalya Kaleiçi’nin bahçe duvarlarını süsleyen küçük taşlarla şiirsel bir ahenk içerisinde inşa edilen cami, Cansever’in ifadesi ile yücelik hissi ile donanır.

Antalya Karakaş Cami

 Hadrian Kapısından Karakaş Camine bakış

Cansever, meslekî pratiği, düşünsel yaklaşımı ile 1990 yılında II. Ulusal Mimarlık Ödülleri kapsamında Büyük Ödül (Sinan Ödülü)’ü alır. 2007 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü ve 2008 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü kazanır. Cansever’in 1990’lı yıllardan başlayarak toplu halde yayımlanan eserleri şunlardır: Şehir ve Mimari Üzerine Düşünceler, Ev ve Şehir Üzerine Düşünceler, Kubbeyi Yere Koymamak: Konuşmalar,  İslam’da Şehir ve Mimari: Makale ve Bildiriler, İstanbul’u Anlamak: Makale ve Bildiriler, Mimar Sinan, Osmanlı Şehri: Şiirden Şehire. Bilge Mimar Turgut Cansever’i 22 Şubat 2009 Kadıköy’deki evinde vefat etti. Rahmet ve dua ile.


Kaynakça

[1] Turgut Cansever, Kubbeyi Yere Koymamak, TİMAŞ Yayınları, 2016.

[2] Turgut Cansever, İslam’da Şehir ve Mimari, TİMAŞ Yayınları, 2016.

[3] Raşit Demirtaş (Yön.), Yıllar Yollar Yüzler ‘Bilge Mimar Turgut Cansever’, TRT, 2004.

[4] Halil İbrahim Düzenli, Turgut Cansever (1920-2009), İslam Araştırmaları Dergisi, S. 22, 2009,http://isad.isam.org.tr/vdata/sayi22/isad022_duzenli.pdf .

[5] DİA, https://islamansiklopedisi.org.tr/cansever-turgut .

[6] Ufuk Demirgüç, Mimarlıkta Eleştirel Bölgeselcilik ve Turgut Cansever, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, 2006.

[7]  https://www.ilem.org.tr/images/01_turgut_cansever-2012-kitapcik.pdf .

[8] https://www.ttk.gov.tr/genel/agahanodulu/ .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir