155 kez görüntülendi.

Ermeni Kilisesi | Kitap İnceleme

Hratch Tchilingirian, Ermeni Kilisesi

(İstanbul: Aras Yayıncılık, 2019)

 

Hratch Tchilingirian, Birleşik Krallık merkezli bir bilim adamı, sosyolog ve aktivisttir. Şu anda Oxford Üniversitesi Oriental Studies Fakültesi’nde öğretim üyesidir. Ortadoğu ve Ermeni Araştırmaları alanında uzmanlaşmıştır. Özellikle kültürel kimlik politikaları, anavatan- diaspora ilişkileri, din sosyolojisi ve Ortadoğu ve Avrasya’daki etnik gruplar arası çatışmalar üzerine yoğunlaşmaktadır. Çok sayıda çalışma ve yayının yazarı olan Hratch Tchilingirian, uluslararası alanda da yayınlar yapmıştır. Son zamanlarda Ortadoğu’daki azınlıklara ve Hıristiyan topluluklara, özellikle de akademik ve politika yapma çevrelerinde yaşanan kötü durumlara dikkat çekmiştir.

AGBU (Ermeni Genel Hayırseverler Birliği) tarafından desteklenen London School of Economics’deki doktorasını takiben, Avrasya araştırmaları direktörlüğü ve Cambridge Üniversitesi İşletme Fakültesi (2003-2012) öğretim üyeliği de dahil olmak üzere bir dizi yöneticilik pozisyonunda bulunmuştur. Aktif bir Ermeni Topluluğu üyesi olan Tchilingirian, Ermeni mirasını, kimliğini, kültürünü ve dilini yaşayan bir deneyim haline getirmeye gayret etmektedir.

Kitabın konusu olan Ermeni Kilisesi, milli bir kilise görüntüsüyle ön plana çıkar. Kral Abgar zamanında Hıristiyanlaşan Urfa Şehir Krallığını bir tarafa bırakacak olursak, Ermeni Krallığı tarihteki ilk Hıristiyan krallık olarak bilinir. IV. yüzyıl başlarında kral III. Tridates zamanında Gregoryus’un büyük çabasıyla Hıristiyanlık, Ermenilerin ulusal dini ilan edilmiştir.

Bazılarınca Gregoryus’un isminden hareketle Gregoryen Kilisesi olarak da adlandırılan Ermeni Kilisesi, İznik kredosuna ve ilk üç konsil kararlarına bağlıdır. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Ermeniler üzerine yoğunlaşan Katolik ve Protestan misyonerlik faaliyetlerine bağlı olarak bir grup Ermeni geleneksel Ermeni Kilisesi’nden koparak birbirinden ayrı Katolik Ermeni ve Protestan Ermeni kiliselerini teşekkül ettirmiştir.

Ermeni Hıristiyanları, kiliselerini İsa Mesih’in havarileri Taday ve Bartalmay’a dayandırır ve bu sebeple kiliselerini Ermeni Apostolik Kilisesi şeklinde isimlendirirler. Ermeni Apostolik Kilisesi miafizit (İsa’nın Meryem’den insan doğası alması sırasında Mesih’in tanrı ve insan doğalarının birleştiğini ve hep birlik içinde kaldığını savunan görüş) kiliseler arasında yer alır. Ermeni Apostolik Kilisesi’nin en büyük ruhani liderine Katolikos denir. Günümüzde bu görevi Ermenistan’ın Eçmiyadzin kentindeki II. Karekin yürütmektedir. Ermenistan dışında Rusya, Gürcistan, Fransa, ABD, Lübnan, Suriye, Kanada, Türkiye ve İran’da da Ermeni Ortodoks Kilisesi’ne bağlı toplumlar mevcuttur.

Türkiye Ermenilerinin nüfusu 40.00 ila 76.000 arasında değişmekte ve çoğunluğu İstanbul’da yaşamaktadır. Büyük çoğunluğu Ermeni Apostolik Kilisesi mensubu, çok küçük bir bölümü ise Roma Katolik Kilisesi mensubudur. Az sayıda Protestan Ermeni de mevcuttur. Ermeni Apostolik Kilisesi mensubu olanlar İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ne bağlıdırlar. Türkiye Ermenileri’nin başı Patrik Sahak Masalyan’dır. Türkiye Ermenileri Lozan Antlaşması’na göre azınlık statüsünde sayılırlar; okul açabilir, gazete ve dergi çıkarabilirler.

Türkiye Ermenileri kabaca üçe ayrılırlar: Resmi Ermeniler, Müslümanlaşmış Ermeniler ve Kripto Ermeniler. Türkiye’de tamamı Ermenilerden müteşekkil tek bir yerleşim yeri kalmıştır: Hatay’a bağlı Vakıflı köyü. Bunun dışında çoğunluğu İstanbul’da yaşayan Ermenilerin Bakırköy, Kurtuluş, Samatya ve Yeşilköy’de yaşadıkları tespit edilmiştir. Türkiye Ermenilerinin %82’si ana dil olarak Türkçe konuşmaktadır. Gençlerde bu oran %92’ye kadar çıkmaktadır. Bu sebeple Türkiye’de konuşulan Batı Ermenicesi UNESCO’nun yok olma tehlikesi olan diller listesine girmiştir.

Elimizdeki kitap, kısa bir kitap olmasına rağmen Ermeni Kilisesi hakkında giriş mahiyetinde bilgi sahibi olmak isteyen okuyucuya yeterli bilgiyi sağlamaktadır. Dili ağır değildir ve okuyucuyu dini terminolojiye boğmamaktadır. Sadece akademik seviyede Ermeni Hıristiyanlığıyla ilgilenenlere değil, her kesimden okuyucuya hitap etmektedir. Türkiye’de bu konuyla ilgili bilhassa Tarih Fakülteleri tarafından yapılmış pek çok akademik çalışma vardır. Çalışmalardan bazıları şunlardır: Abdurrahman Küçük- Ermeni Kilisesi ve Türkiye, Belgelerin Işığında Türk-Ermeni Münasebetlerine Genel Bir Bakış, Ermeni Katolikosluğu ve Ermeni Meselesine Dair Bir Arşiv Vesikası Üzerine, Gregoryan Ermeni Kilisesinin Oluşması ve Konsil Kararları Karşısındaki Tutumu, Mehmet Alparslan Küçük- Anadolu’da Protestan Ermeni Milletinin Oluşumu, Elmon Hançer- Eyüp Ermeni Kiliseleri, Ali İhsan Karataş- Fethinden XIX. Yüzyılın Sonlarına Kadar Bursa’da Ermeniler, Erdal İlter- Ermeni Kilisesi ve Terör, Cezmi Yurtsever- Ermeni Terör Merkezi Kilikya Kilisesi…

Ermeni Kilisesi adlı kitap giriş ve sonuç bölümleri de dahil olmak üzere toplam yedi bölümden oluşmaktadır. Her bölümün başında ve içinde konularla ilgili pek çok görsele yer verilmiş olması konuların zihinde somutlaşmasına katkı sağlaması açısından faydalı olmuştur. Yazarın kitapta dipnot ve kaynakçaya yer vermemiş olması kitabın bilimselliğini zedelemektedir.

Kitabın bilimselliğini zedeleyen bir başka husus ise pek çok yerde objektiflikten uzak ifadelerin kullanılmış olmasıdır. Bilhassa Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili kullanılan ifadeler akademik üsluptan uzaktır. Yazarın 1915’te yaşanan Ermeni tehcirinden soykırım, mezalim, katliam gibi ifadelerle söz etmesinden de sözde Ermeni soykırımını kabul ettiğini anlamaktayız. Mamafih kitap, Ermeni Kilisesi’ni bir Ermeni’nin kaleminden okumak isteyenler için tek solukta okunabilecek özet bir kitaptır.

“Ermeni Hıristiyanlığına Giriş” başlığını verdiği ilk bölümü yazar beş alt başlıkta işlemektedir. Öncelikle yazar Hıristiyanlığın Ermeni topraklarına ilk olarak ne zaman ve nasıl girdiğinden bahsetmekte, bir ihtiyaç olarak Ermeni alfabesinin oluşumuna değinmekte ve son olarak Hıristiyanlığı kabul eden Ermenilerin Pers Kralı II. Yezdger ile yaptıkları savaşı anlatmaktadır. Daha sonra “İmparatorluklar Arasında” şeklinde isimlendirdiği ilk alt başlıkta tarihi Ermeni Devleti’nin coğrafi konumu nedeniyle uğradığı istilalara ve topraklarının Pers, Osmanlı ve Rus İmparatorlukları arasında pay edilmesine değindikten sonra Osmanlı vatandaşı Ermenilerin Rus vatandaşı Ermenilere nazaran büyük bir refah ve güç sahibi olduklarını ifade etmektedir. Fakat Osmanlı Ermenilerinin bu rahatının yalnızca yaklaşık altmış yıl sürdüğünü ve Osmanlı Ermenilerinin kitlesel tehcir ve katliama maruz kaldığını belirtmektedir.

Sovyet Egemenliği” adlandırmasını yaptığı ikinci alt başlıkta yazar, Ermeni Hıristiyanlığının SSCB’deki her din gibi aşılanan Ateizm karşısında büyük yaralar aldığını fakat Stalin’in ölümüyle eziyet ve baskıların dindiğini ifade etmektedir. Komünizmin yıkılıp Ermenistan’ın bağımsızlığını ilan etmesini anlattığı üçüncü alt başlıkta yazar Ermeni Kilise kurumlarının arttığına ve 1915 (sözde) soykırımının kurbanlarının 2015’te aziz mertebesine yükseltilmesine önemle değinmektedir. Ayrıca yazar dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da taziye mesajının tam metnine kitabında yer vermektedir.

Birinci bölümün son iki başlığında yazar Ermeni usulü Hıristiyanlıktan ve Ermeni Katolik/Protestan/Evanjelik Kiliselerden bahsetmektedir. Yukarıda da değindiğimiz üzere Ermeni Kilisesi Kıpti, Süryani Kiliseleri gibi Khalkedon (Kadıköy) Dışı olarak bilinen kiliseler arasında yer almaktadır. Doğu ve Batı Kiliselerinin 1054 yılında birbirlerini aforoz etmeleri neticesinde oluşan ayrılık 1204 yılında Haçlı ordularının Konstantinopolis’i ele geçirmesiyle birlikte kesinlik kazanmıştır. Yazar Ermeni Kilisesi’nin İsa Mesih’in tabiatı hususunda Bizans geleneğinden ayrıldığını ve bu ayrılığın 451’de toplanan Kadıköy Konsili’ne dayandığını ifade etmektedir.

Ermeni Kilisesi’nin Kristoloji anlayışı Kadıköy formülasyonundan farklı olarak İskenderiye İlahiyat Okulu’na dayanmaktadır. Onun temelindeyse İskenderiyeli Aziz Cyril’in “Vücut Bulmuş Kelamın Tek Tabiatı” görüşü yer almaktadır. Birinci bölümün son başlığında yazar Ermenilerin kahir ekseriyetinin Ermeni Apostolik Kilisesi’ne mensup olsa da %4’lük küçük bir kesimin diğer Hıristiyan mezheplerine bağlı olduklarını ifade etmektedir. Akabinde Protestan/Evanjelik Ermeniler ile ilgili önemli bir noktaya değinir ve der ki:

Sayıları az olsa da Protestan/Evanjelik Ermeniler dünyadaki bütün Ermeniler arasında en aktif ve en teşkilatlı olanlarıdır. Ermeni Apostolik Kilisesi’yle dönemsel anlaşmazlıklara düşülse de Ermeni Evanjelik Kilisesi’nin meşruluğu ve misyonu Apostolikler tarafından tanınır.

Ermeni Katoliklerin meşruluğu ise tam olarak kabul edilmemektedir.


“Ermeni Apostolik Kilisesi’nin İmanı” başlıklı ikinci bölümde yazar birinci bölümde de kısmen değindiği üzere Ermeni Hıristiyanlığı’nı diğer Hıristiyan mezheplerden ayıran noktalar üzerinde durmaktadır. Ermeni Kilisesi’nin kabul ettiği konsiller ve sakramentler, Ermeni Kilisesi’nin Kristoloji ve Mariyoloji anlayışları gibi hususlar bu bölümün ana temasını oluşturmaktadır.

“Kilise’nin Litürjik Dünyası” başlıklı üçüncü bölümde yazar, kısaca litürji kelimesinin etimolojisinden bahsettikten sonra Ermeni Kilisesi’ndeki yıllık, haftalık ve günlük döngüleri ele almakta bu başlıkların içerisinde litürjik yortuları anlatmaktadır. Litürji kelimesi Yunanca liturgia kelimesinden türemiştir ve imanlıların ortak çalışması anlamına gelmektedir. Yazarın verdiği sırayla litürjik takvimin başlıca yortularından ilki “Doğum ve Epifani”dir. İsa Mesih’in doğumu ve vaftizi anısına kutlanan bu yortu, Ermenilerde diğer Hristiyanlardan farklı olarak 6 Ocak’ta kutlanmaktadır.

Yazarın ikinci olarak verdiği yortu ise İsa Mesih’in ölümden muzaffer dirilişi anısına kutlanan “Paskalya”dır. Üçüncü yortu İsa Mesih’in Tabor Dağı’nda dua ederken yüzünün güneş gibi parlayıp elbiselerinin ışık gibi bembeyaz görünmesi sebebiyle kutlanan “Vartavar” yortusudur. Dördüncü yortu 15 Ağustos’a en yakın pazar günü kutlanan “Meryem Ana’nın Göğe Alınışı” yortusudur. Ermenilere göre Meryem aynı İsa Mesih gibi ruhen ve bedenen göğe yükseltilmiştir. Kitapta ele alınan beşinci yortu Eylül ayında kutlanan “Kutsal Haçı Yüceltme Yortusu”dur. Bu yortu İsa Mesih’in gerildiği çarmıhın Perslerin elinden kurtarılması anısına kutlanır. Bu yortuların dışında başka pek çok haftalık ve günlük yortular olsa da Ermeni Apostolik Kilisesi’nin önemle kutladığı beş yortu bunlardır.

“Sakramentler (Kutsal ve İlahi Gizler)” başlıklı dördüncü bölümde yazar sakrament kelimesinin Ermeni Apostolik Kilisesi’nde ne ifade ettiğini belirttikten sonra yedi sakramentin tamamını ele almaktadır. Türkiye’deki dinler tarihi kitaplarının aksine yazar “Son Yağlama” sakramentini zaman içerisinde körelmiş fakat Ermeni Hıristiyanlar tarafından kabul edilen bir sakrament olarak tanımlamaktadır.

“Ermeni Kilisesi’nin Hiyerarşik Makamları” başlıklı beşinci bölümde yazar Ermenilerin en üst ve üstün merkezi olarak önce “Kutsal Eçmiyadzin Ana Makamı”ndan bahsetmektedir. Akabinde sırasıyla Lübnan’daki “Kilikya Katolikosluğu”, Filistin’deki “Kudüs Patrikliği” ve Türkiye’deki “İstanbul Patrikliği”ni ele almaktadır. Kilikya Katolikosluğu’ndan bahsederken yazar oldukça olumlu ifadeler kullanmaktadır:

“Son seksen yılda Lübnan’daki Kilikya Katolikosluğu diasporanın Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki gelişimine çok önemli katkılarda bulundu. Bünyesindeki İlahiyat Fakültesi’nden dört katolikos, yüzlerce ruhani, öğretmen, entelektüel ve toplum önderi mezun oldu.”

Kudüs Patrikliği ile de ilgili benzer olumlu ifadeler sarf eden yazar İstanbul Patrikliği’nin ve Türkiye Ermenilerinin günümüzdeki durumundan bahsederken pek olumlu ifadeler kullanmamaktadır:

“Ermeni cemaati üyeleri Türkiye’de bireysel olarak eşit vatandaşlıkla ilgili ciddi sorunlarla karşılaşıyor olsalar da toplumla çoğunlukla uyum içinde yaşamaktadır. Ancak kolektif olarak, Ermeni Patrikliği ve Ermeni cemaati on yıllardır türlü zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Türk hükümetlerinin hukuki ve idari meseleleri çözmeye dair verdiği güvenceler, büyük ölçüde, vaat olmaktan öteye geçememiştir. Türkiye’deki Ermeni- Hıristiyan mirasının korunması ve çeşitli mülkiyet gaspı sorunları Ermeni Patrikliği’nin ve kilise vakıflarının karşılaştığı daimi zorlukların başında gelir.”

“Ermeni Kilisesi’nin İşlevsel Yapısı” başlıklı altıncı bölümde yazar Ermeni Kilisesi’nde yüzyıllardır süregelen kanunlara, geleneklere ve konsey sistemine değindikten sonra kilisedeki din adamları hiyerarşisinden bahsetmektedir. Yazar konsey sistemini İncil’de Elçilerin İşleri Kitabı’nın on beşinci bölümüne dayandırmaktadır. Episkoposlar Konseyi yani Sinod, kilisedeki en yüksek dini otoritedir. Ermeni Apostolik Kilisesi’nin hiyerarşisi ikiye ayrılmaktadır: Sırasıyla Ruhani Hiyerarşi ve Sivil Temsil. Bunların her biri de üçe ayrılmaktadır: Yine sırasıyla Katolikos, Episkopos, Rahip ve Ulusal Kilise Meclisi, Episkoposluk Meclisi, Yerel Kilise Cemaati Meclisi.

Sonuç yerine kaleme aldığı “21. Yüzyılda Ermeni Kilisesi” başlıklı bölümde yazar, Ermeni Kilisesi’nin günümüzdeki durumundan yakınmakta ve çağa ayak uydurma adına yapılması gereken inovasyonlardan bahsetmektedir. Kilise’nin özellikle son yüz yılda pek çok derin kriz yaşadığını belirten yazar, aslında bu krizlerin aşılamaz nitelikte olmadığını ifade etmektedir. “Dini” bir kurum olan kiliseyi, diğer herhangi bir kurum ile eşdeğer tutan yazar şöyle söylemektedir:

“Her kurumun, geçmişe dönüp benimsediği değerleri gözden geçirdiği ve bunun getirdiği gereklilikler üzerine düşündüğü dönemleri olur. Bugün Ermeni Apostolik Kilisesi, kurum olarak halkına daha iyi hizmet edebilmek için, günümüz toplumsal koşullarıyla uyumlu misyonunu ve yol haritasını gecikmeksizin belirlemelidir.”

Son olarak yazar Ermeni Kilisesi’nin esas misyonunun vaaz vermek değil Ermeni inançlarını yaşatmak olması gerektiğini vurgulamakta ve Ermeni Kilisesi’nin kendisini birçok noktada sorgulaması gerektiğini ifade etmektedir. Yazara göre kilise, ancak bu şekilde gerçek bir ruhani eve dönüşebilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir