280 kez görüntülendi.

Eric Hoffer’in “Kesin İnançlılar” Adlı Kitabına Kısa Bir Değerlendirme

Bu yazıda Eric Hoffer’ın “Kesin İnançlılar” isimli eseri genel hatları ile öznel bir bakış açısıyla değerlendirilmeye çalışılmıştır.  

Hoffer, 25 Temmuz 1902 tarihinde ABD New York’ta dünyaya gelmiştir. Henüz 6 yaşındayken bilinmeyen tıbbi sebeplerden dolayı görme duyusunu kaybetmiş olsa bile 15 yaşına geldiğinde tedavi olmadığı halde kendiliğinden tekrar görmeye başlamıştır. Hiç eğitim almamış olan Hoffer, çeşitli işlerde çalışırken boş vakitlerinde okuduğu Montaigne‘nin ünlü “Denemeler” kitabının etkisiyle yazmaya karar vermiş ve 1951 senesinde kitle hareketlerinin psikolojik temelleri üzerine kaleme aldığı ve kendisine ün kazandıracak olan ilk kitabı “Kesin İnançlılar” kitabını yayımlamıştır.

Yazının devamında bir toplum filozofu olan Eric Hoffer’ın bu eserinde nelere değindiği ana hatlarıyla verilmeye çalışılacaktır.

 

Kitle hareketlerinin çekici yönleri:

1.Değişiklik isteği

2.Başka bir insan olma isteği

3.Kitle hareketleri arasında transfer

 

İnanç değiştirmeye hazır kişiler:

1.Alt uçların toplum üzerindeki etkisi

2.Yoksul sınıf

a.Yeni yoksullar

b.Düşkün yoksullar

c.Özgür yoksullar

d.Yaratıcı yoksullar

e.Birleşmiş yoksullar

3.Topluma uyamayanlar

4.Aşırı bencil

5.İmkânların çokluğu karşısında ihtiraslı olmak

6.Azınlıklar

7.Bunalanlar

8.Suçlular

 

Birlikte hareket ve nefsinden fedakârlık:

1. Fedakârlığı artıran etkenler:

a.Kolektif bir topluluğun kimliğini taşımak

b.İnandırmak

c.Şimdiki zamanın gözden düşürülmesi

d.Olmayan şeyler

e.Öğreti

f.Fanatizm

g.Kitle hareketleri ve ordular

2. Birleştirici etkenler:

a.Nefret

b.Taklitçilik

c.Zorlama ve ikna

d.Liderlik

e.Eylemcilik

f.Şüphe

g.Birleşme sonucu ortaya çıkan gerçekler

 

İçerik, kitle hareketlerinin teşekkülünden, yöntemlerinden, amaçlarından, ayrıca bu kitle hareketlerine rağbet eden “kesin inançlı” kişilerin özellikleri ve ruh hallerinden oluşmaktadır. Dikkati çeken en önemli ayrıntının bu tip hareketlere yönelen insanların her defasında “hayal kırıklığına uğramışlar” kategorisinde zikredilmiş olmasıdır. Bunun gerçeği yansıttığına güvenilebilir çünkü kitapta da değinildiği üzere herhangi bir hayal kırıklığı yaşamamış olan kişi zaten hayatından memnundur ve olası bir değişikliğe sebep olacak bir atılımda bulunmaz. Ancak var olan yaşamından bir beklentisi kalmamış, kendine acıma noktasına gelmiş insan bu rüzgâra kapılabilir. Kitle hareketlerinin çekici yönlerine değinilecek olunursa şunlar söylenebilir:

Elbette ki “değişiklik isteği” bu başlık altında öncelikle zikredilmesi gereken bir kavramdır. Hâlihazırdaki hayatından bir beklentisi kalmamış kişiler az ya da çok bir değişiklik umarak yeni maceralara atılmak ister. Eserde geçen “Modern çağda milliyetçilik, kitle heyecanının en yoğun ve en sürekli kaynağıdır” ifadesi oldukça makul görünmektedir. Özellikle Türk ırkında bunu gözlemlemek daha mümkündür. Türkler, vatan ve millet sevdalısı insanlardır. Bu konuda bir tehlike sezdikleri an tek yumruk haline gelmeyi iyi bilirler.

Sözü geçen değişikliği arzulayan insanların, bunun doğurabileceği güçlüklerden habersiz olmaları gerekir. Ancak böyle bir bilinmezlik kişiyi kendine çeker. Kendinden sıkılan, öz güvenini yitirmiş insanlar kitle hareketlerinin umut dolu vaatlerine kapılıp giderler. Süslü tepsilerde sunulan yeni bir hayat beraberinde kutsal bir amaç da taşır ve bu hayal kırıklığı yaşamış kişide içsel boşluklarını bununla doldurma isteği uyandırır. Kitle hareketlerinin çok önemli kısmı sadece kendine has değildir; mutlaka diğer hareketlerden parçalar içerir. Bu da kitle hareketleri arasında transferleri kolaylaştırır. Çekici yönlerden biri de budur.

“Her kitle hareketi, bir bakıma bir göçtür yani vaat edilene doğru bir yürüyüştür. Kitle halindeki göç, bir hareketin birliğini ve maneviyatını güçlendirir.” yaklaşımı çok yerindedir. “Atılanlar ve itilenler, çok kere bir ulusun geleceğinin hammaddesini oluştururlar.” Çünkü bu tipler ya toplum kendilerini dışladığı için ya da kendileri toplumdan uzak durdukları için yeni bir şeyler yapma arzusunda olurlar ve ortaya çok çeşitli fikirler çıkar. Bunlar pratiğe döküldüğü zaman belki de o toplumun geleceğini aydınlatacaklar, bir gelişmişlik kazandıracaklar. Herkesin toplumda aktif olduğu, hiçbir karmaşanın yaşanmadığı ortamlarda hayat dingindir. Hiçbir canlılık olmaz ve bu gerilemeye yol açar. O yüzden aslında zahiren öyle görünmese de toplumun bu insanlara ihtiyacı vardır.

Her açıdan yoksul olan bireyler (maddi/manevi) inanç değiştirmeye hazırdırlar. “Birçok şeye sahip olduğumuz halde, daha fazlasını istediğimiz zamanki hayal kırıklığımız, hiçbir şeye sahip olmayıp bazı şeyler istediğimiz zamanki hayal kırıklıklarımızdan daha büyüktür.” Bu söz çok doğrudur. Hiçbir şeye sahip olmadığımızda o olmayan şeyin tadını zaten almamış oluyoruz. Nasıl bir şey olduğunu bilmediğimiz için hayal kırıklığı doğal olarak az olur. Ama zaten o elde etmiş olmanın hazzını bir kere yaşadıysak onun oluşturacağı hayal kırıklığı çok daha fazla olur.

Şu ifade oldukça ilginçtir: “Eşitlik arzusu, bir bakıma kişiliğini gizleme (anonimite) arzusudur.”  Bu bağlamda kesin inançlı şöyle düşünecektir: “Herkesin benimle eşit olmasını istiyorum ki bende ortaya çıkan bir değişiklik göze batmasın, herkes benim gibi olsun.”

Kitle hareketlerinin “kesin inançlı” kişiyi çevresinden, ailesinden tamamen kopardığı tahmin etmesi zor olmayan bir gerçektir. Öyle olması gerekir ki kişi, harekete kendini tamamen adasın, hiçbir dış kuvvet onu etkilemesin. Amaç budur.

“Bir topluluğun beraberlik bağları zayıflayınca ortam, bir kitle hareketinin doğmasına ve bunun sonucu olarak da daha güçlü yeni bir kapalı birliğin kurulmasına elverişli duruma gelir.” ifadesi de söylenilenleri pekiştirir mahiyettedir. Topluma uyamayanların inanç değiştirmeye meyilli olmaları kaçınılmazdır. Onlar kendilerine sığınacak yeni bir liman ararlar ve bu tip insanlar kitle hareketlerinin özellikle aradığı kimselerdir.

Birlikte hareket ve nefsinden fedakârlık, bir kitle hareketinin istediği ve amaçladığı davranışlardır. Bu aldatmaca hareketlerde önemli olan hareketin ne sunduğu değil, nasıl sunduğudur, insanları kendine çekebilme başarısıdır. İşte bu tip uğraşlara da en çok hayal kırıklığı yaşamış olanlar cevap verir. Bu kolay kanabilen insanların gözünde ölüm basitleştirilir. Onlara kutsal bir amaç kazandırılır ve bunu gerçekleştirebilmek adına şimdiki zaman önemsizleştirilir. Olabildiğince umut dolu hayallerden bahsedilir, itaat kavramının içselleştirilmesi sağlanır. Mümkünse eğer ıssız bir yerde aynı inanca sahip insanların hep bir arada kendi içlerinde yaşayabileceği bir ortam oluşturulur. Tabii bu ortam dış dünyadan tamamen yalıtılmış olmalıdır. “Umutsuz kalan kişiler arasındaki beraberlik bağları kopar ve bu kişiler kendi kişisel çıkarları peşine düşerler” Ve bu bir kitle hareketinin istemeyeceği bir şeydir.

“İnsanların ölümü göze almaları, sahip oldukları şeyler uğruna değil, daha çok gelecekte sahip olacakları şeyler uğrunadır.” Hareket liderleri müntesiplerini henüz olmayan şeylere inandırarak onlardan ölümü göze almalarını isteyebilmektedir. Bu bağlamda şunu da söylemek gerekir: Hiçbir lider temelden, hiç yoktan bir hareket oluşturamaz. Zaten yakılmış olan bir ateş vardır, lider sadece eline meşaleyi alıp insanların kendisini takip etmesini bekler.

Bergson’un şu sözü çok anlamlıdır: “Bir inancın gücü, dağları yerinden oynatmasından değil, yerinden oynatılacak dağları görmemesinden belli olur.”

“Bir öğretinin etkili olabilmesi için anlaşılmaz fakat inanılır olmalıdır” ifadesi ile Tertullian’ın müntesibi olduğu Hıristiyanlık dini için söylediği “Saçma olduğu için inanıyorum” cümlesi arasında mantıklı bir ilişki olsa gerektir. Kitle hareketinin istediği insan tam anlamıyla homojen ve elastiki tiptir. Bu insan ihtiras dolu olmalıdır.

“Genellikle, bir şeyi sevdiğimiz zaman, o şeyi bizimle beraber sevecek taraftarlar aramayız; Aksine, sevdiğimiz şeyi seveni rakip ve saldırgan olarak görürüz. Fakat bir şeyden nefret ettiğimiz zaman, aynı şeyden nefret eden taraftarları daima ararız.” çıkarımı da belki çoğumuzun tecrübe ettiği veya şahit olduğu durumlardan birisidir.

Eserde Pascal tarafından söylenmiş olan “Bütün heyecanlarımız, bağlılıklarımız, ihtiraslarımız ve umutlarımız analiz edildiği zaman, içinde nefret bulunduğu görülür.” sözünün doğru kabul edilmesi güç görünmektedir. Öyle ya bu duyguların kaynağında nefret nasıl barınabilir ki? “Kendi kendimiz olmak bizi ne kadar az tatmin ederse, başkaları gibi olma isteğimiz o kadar güçlü olur.” Bu bağlamda kitle hareketlerinde taklitçilik önemli yer tutar.

Sayfa 117, 80 numaralı paragrafta verilen, Amerika’daki birçok göçmenin üst tabakadan olmadığı ve zaten Amerika’yı Amerika yapanın bu olduğu çok yerinde ve mantıklı bir örnektir. Zaten üst tabakadan olmayan bu insanlar girdikleri topluma daha çabuk karışmak isterler. Kitle hareketlerinde asıl olan zorlama yoluyla müntesip edinmedir. Evet ikna yöntemine de başvurulur ama bu uzun bir süreç gerektirir. Ve tabii ki 123. sayfa 85. bölümde yer alan şu cümle Müslüman zihniyetine aykırıdır: “İslam dini, güç kullanmak yoluyla kendini benimsetmiştir.” Zira İslam kolaylık dinidir. Bu ifadeye katılmanın doğru olamayacağı açıktır.

Sayfa 141, 101. bölümde Hz. İbrahim ile ilgili örnek verilmesi de ayrıca Eric Hoffer’ın her alanla alakalı okumalar yaptığını gösterir ki hayatı zaten kitaplarla geçmiş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir