93 kez görüntülendi.

Eliade’ye Göre Kutsalın Morfolojisi

İngilizce’de kutsalı ifade etmek için kullanılan sacred kelimesi, Hint-Avrupa kökenli olan Latince’deki sanctum ve sacrum kelimelerinden türemiştir. Bununla beraber bu kelimenin Latince sacer den geldiği ve kutsal olmayanın zıddı anlamında kullanıldığı da belirtilmiştir. “Sanctum” ile bir realite olarak kutsallık ve ilahi güç ifade edilmekle birlikte, fertlerin davranışıyla da ilgili bir kavram olduğu ileri sürülür. “Sacrum” ise Tanrı’ya ait olan kutsal bir yeri gösterir.

Kutsal, çoğu zaman dinlerin en temel kavramı olarak kabul edilir. Dinleri tam anlamıyla kavramanın ancak “kutsal” aracılığıyla olacağı iddia edilmektedir. Bununla beraber bu iddia çok kabul edilebilir görünmemektedir. Nitekim Durkheim’a göre din, toplum ile alakalıyken; Jung’a göre ise ruh (psyche) ile alakalıdır. Tüm bu indirgemeci yorum ve yorumcuların yanı sıra Romen bir dinler tarihçisi/fenomenoloğu olan Mircea Eliade dinleri kendi kavramlarıyla açıklamaya çalışmıştır ve ona göre din, kutsalla alakalıdır.

Eliade’ye göre yapılabilecek ilk kutsal tanımı onun, “kutsal-dışı”nın (profan) zıddı olduğudur. Kutsal daima doğal gerçeklerden tamamen farklı bir gerçek olarak tezahür etmektedir. Eliade, kullandığımız dilin kutsalı ancak çok yüzeysel bir şekilde ifade edebileceğini söylemektedir. Çünkü kutsal, ebedi ve etkin olmakla beraber gerçek varlık ve güce sahiptir. Kutsal her biçimde hatta en garip biçimlerde bile kendini ortaya koyabilir.

Eliade, dinin tarihinin kutsalın tecellisi sürecinde değer kaybetmesi ve sonra tekrar değer kazanmasından ibaret olduğunu söyler. Evrenin kutsal-dışı olarak algılanması insan zihninin oldukça yeni bir keşfidir. Modern insan dindar insanın aksine, insani olan dışında herhangi bir şeyi kabul etmemektedir. Modern insan, dindar insanın kutsalın tezahürü olarak algıladığı şeylere bir anlam yüklememektedir. İnanan insan için ise evrendeki her şeyde bir kutsallık veya kutsalı açığa çıkarma potansiyeli vardır. Eliade, bütünüyle kutsal-dışı bir dünyada yaşadığını iddia eden günümüz insanlarının bile hala farkında olmaksızın kutsalın belleğinden beslenmekte olduğunu söylemektedir. Çünkü “kutsal”, bilincin tarihinde bir evre değil; insan bilincinin içkin bir unsurudur.

Eliade, kutsalın kavramsal çerçevesinin çizilmesinin oldukça güç olduğuna değinir. Ona göre dini olguların nerelerde aranılacağı, dini olgunun tanımını yapmaya çalışmaktan daha önemli bir problemdir. Dindar insanın dini yaşantısı ve tecrübeleriyle alakalı her şey kutsal araştırmasının konusunu teşkil eder. Kutsal kitaplar, sakramentler, mabedler, objeler… Eliade bu konuyla ilgili bilgi ve belge toplamanın zorluklarından bahsederek, kutsalın tarihsel oluşumunu anlamak için karşılaştırmalı dinler çalışmalarının gereği üzerinde durmuştur. Ancak kendisinin de ifade ettiği gibi, bir insanın bütün dinleri karşılaştırmalı olarak çalışma düşüncesi beyhudedir. Zira yalnızca bir dini bile bütünüyle çalışmaya insan ömrü vefa etmeyecektir. 

Eliade, kutsalın nesneler, mitler veya simgeler gibi belirli şeyler aracılığıyla tezahür edeceğini ve asla kendisini olduğu gibi doğrudan ortaya koymayacağını belirtmiştir. Kutsalın ortaya çıkışını ifade etmek için de “hiyerofani” (hiero: kutsal, phanein: göstermek) terimini önermiştir. Hiyerofaniler çoğunlukla mitoslarda kendilerini gösterdikleri için Eliade, mitoslara gerçeklik ve önem atfetmiştir. Eliade için ilkel-gelişmiş ayrımı gözetmeksizin tüm dinlerin tarihi hiyerofanilerin birikiminden ibarettir. 

Eliade, hiyerofanilerin tespitiyle ilgili güçlüklere değinirken, bir insanın hissettiği, karşılaştığı ya da sevdiği her şeyin birer hiyerofani olabileceğini söyler. Hatta daha da ileri giderek tarihte kendisine kutsallık atfedilmemiş hiçbir hayvanın/bitkinin olmadığını iddia eder. Tabii ki her şeyin hiyerofani olabilme ihtimali bazı şeylerle sınırlandırılmıştır. Örneğin bir “taş” kutsalın tezahürü olarak kabul edildiğinde artık sıradan bir taş olmaktan çıkmıştır ve profan bir nesne olmayı bıraktığı andan itibaren nitelik değiştirerek yeni bir boyut kazanmıştır. O taşa bir taş olduğu için değil, kutsalın tezahür ettiği bir nesne olduğu için tapınılmaktadır. Elbette tüm bunlar inanan insanın zihin dünyasında gerçekleşmektedir.

Kutsala konu olan nesne örneğin taş veya ağaç hem kendi özelliklerini korumakta hem de kutsal boyutuna girmektedir. Ancak bu durum kutsalın tezahürünün tam anlamıyla gerçekleşmesine de engel olmaktadır. Çünkü kutsal daima profan bir nesne üzerinde tezahür ettiği için kendini tümüyle ifşa edememektedir. Profan nesne de hiyerofani olsa dahi hiçbir zaman tam anlamıyla kutsal haline gelememekte fakat kutsalla örtüşebilmektedir. Yani dindar insanın hiyerofani olarak algıladığı şey kutsaldır, algıladığı biçim ise profandır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir