974 kez görüntülendi.

Divan Edebiyatında Tanzir ve Günümüzden Bir Tanzir Örneği Tahlili

Tanzir kelime olarak benzetme, mukayese etme gibi anlamlara sahip olmakla birlikte Divan şiirinde terim olarak “bir şiire benzer şiir üretmek” anlamına gelmektedir. Tanzir iki temel kaide üzerine ikame edilir. Bunlardan ilki esas alınan şiirin unsurları diğeri ise benzer olarak üretilecek yeni şiirin unsurlarıdır. Bu iki şiirden tanzir edilene-kendisine benzetilene- esas şiir demek yerinde olacaktır. Yeni üretilecek şiir şekil ve içerik bakımından esas şiire benzeyecektir. Yeni üretilecek şiirde şekli unsurlar yani kafiye ve ölçü esas şiirdekiyle aynı olmak durumundadır. Divan şiiri kendi içerisinde tanzir, tahmis, terbi’, itmam gibi birçok şiir üretme tekniğini içinde barındırır. Bu gelenek; esas şiire benzer şiir yazmak “tanzir etmek”, esas şiire ekleme yapmak “tahmis veya terbi’ etmek”, eksik beyitleri veya gazelleri tamamlamak “itmam etmek” ve farklı bir dilde yazılmış bir şiiri vezinli olarak Türk diline aktarmak “nazmen tercüme etmek” şeklinde sınıflandırılabilir. Görüleceği üzere Divan şiirinin farklı bir tasnifini de yapmış bulunuyoruz. Buna göre Divan şiirleri özgünlükleri bakımından tasnif edilmektedir. Bu tasnif, tamamıyla özgün şiirler ve inşai olarak kısmen özgün şiirler olarak iki türe sahiptir. Yukarıda saydığımız tanzir, tahmis, terbi ve nazmen tercüme gibi faaliyetler inşai olarak kısmen özgün şiirlere dâhildir. Bu açıklamaların daha da vuzuha kavuşması için Avnî(Fatih Sultan Mehmet)’nin çokça tanzir edilen bir gazeline ve tarafımızdan yapılan bir tanzir örneğine yer vermeyi uygun görüyoruz.

Sâkiyâ mey vir ki bir gün lâle-zâr elden gider
İrüşür fasl-ı hazan bâg ü bahâr elden gider

Her nice zühd ü salâha mail olur hâtırum
Gördügümce ol nigârı ihtiyar elden gider

Şöyle hâk oldum ki âh itmeğe havf eyler gönül
Lâ-cerem bâd-ı sabâ ile gubâr elden gider

Gırra olma dilberâ hüsn ü cemâle kıl vefa
Baki kalmaz kimseye nakş ü nigâr elden gider

Yâr içün agyâr ile merdâne ceng itsem gerek
İt gibi murdar rakîb ölmezse yâr elden gider

Avnî’nin gazelinin şekil ve içerik bakımından özelliklerini incelemeye başlayabiliriz. Şiirin ölçüsü fâilâtün-fâilâtün- fâilâtün-fâilün(remel bahri) veznindedir. “-âr elden gider” şeklinde kafiye ve redife sahiptir. İçerik olarak ise beyitleri şu şekilde Türk dili içinde tekrar söylememiz mümkündür:

Ey içki sunan(sâkî) bize içki sun ki bir gün lale bahçesi elden gider
Hazan mevsimi geldiğinde bahar ve bağ elden gider
(Bu beyitte zamanın birden geçivermesi, bahar-hazan zıtlığı ile remzedilmiştir. Lalezar ile ömür kastedilmekte olup mey ile aşk ve sevgi remzedilmiştir. Sâkî ise kader çarkının yani feleğin bir remzidir. Hazan mevsimi ölümü bağ u bahar ise hayatın remizleridir.)

Ne zaman hatırıma züht ve ibadet etme isteği gelecek olsa
Sevgiliyi gördüğümde -hatırıma gelenleri ifa edecek- ihtiyar elden gider
(Bu beyit sevgilinin güzelliği ve çekiciliğinin ihtiyarı -seçme hürriyetini- elden aldığını söylemektedir. Sevgilinin güzelliği kendine mecbur eder öyle ki ondan gayrısına meyil ve bağlılık aşığın istese bile yapamayacağı bir şeydir.)

Öyle toprak olmuşum ki ah çekmeye korkar oldum
Çünkü saba rüzgarıyla toz toprak uçuşur elden gider
(Bu beyitte fevkalade bir benzetme mevcuttur. İnsanın topraktan yaratılması ve “ve nefahtü fihi min ruhi” (ben ona ruhumdan üfledim, Sad/72) ayetine telmih vardır. Öyle ki insan toprak ve nefhanın -yani ruh veya bir diğer ifadeyle nefes- bileşiğidir. Şairin ah etmekten korkması ruhun toprak olan bedenden gitmesinden endişe etmesidir. Çünkü feryadı veya çektiği ah o denli şiddetlidir ki ruhunu bedeninden ayıracak kuvvettedir. Saba rüzgarı ah çekerken verilen son nefese remizdir. Ruh çıktıktan sonra beden de toprağa karışır, elden gider.)

Ey sevgili seni sevenlere karşı vefasız olma
Güzellik ve süs kalıcı değildir elden gidiverir

Sevgili için başkalarıyla merdane savaşmam gerekir
Köpek gibi murdar rakip ölmezse sevgili elden gider
(Son beyit şah beyit olarak nitelenebilir. Rakip-aşık çekişmesi sevgiliye erişmek için olan kıyasıya mücadeleyi ve kıskançlığı remzeder. Divan şiirinde aşık-sevgili-rakip üçlemesi çokça zikredilir. Rakip genellikle sevgili ve aşık dışındaki herkestir. Aşık sevgiliyi her şeyden ve herkesten kıskanır.)

Bu açıklamalardan sonra Avnî’nin şiirine nazire olarak tarafımızdan yazılmış gazelin tahliline geçebiliriz.

“Olma mağrur gün gelir cism-i civân elden gider
İtimad olmaz cemale çün hisan elden gider

Anlaşılmaz süratinden şol hayatın maksadı
Vakti israftan geri dur bir zaman elden gider

Nusheden bilmez mi kadrini nasihatlerin
An gelir îcâz-ü kudret-i beyân elden gider

Nûşederken hamrdan mest olmamak mümkün müdür
Kadri bilmezsen eger pîr-i mugân elden gider

Gerçi olmaz müptelâlar bîvefâ hamr kadar
Etse bâd hamra temas durmaz heman elden gider

Hamrı teşbih etse Burhân şem’e olmaz zelle çün
ba etmez hiç tahammül ol sûzân elden gider”

Şiirin şekil özellikleri Avnî’nin gazeliyle benzerlik arz etmektedir. Gazel fâilâtün-fâilâtün-fâilâtün-fâilün vezninde olup “-ân elden gider” kafiye ve redifine sahiptir. Gazelin Türk dili içinde tekrar söylenişi şu şekilde olabilir:

Sakın gururlanma sevgili bu genç beden gün gelir elden gider
Yüz güzelliğine güven olmaz çünkü güzellikler geçicidir

Şu hayat öyle hızlı geçer ki maksadı ve gayesi dahi anlaşılamadan tükenir
Sen vaktini boşa geçirmekten geri dur bir zaman gelir zaman elden gider

Nasihat veren kişi (şairin kendisi) sen nasihatin kıymetini bilmezsin?
An gelir güzel söz söyleme gücü (şiir yeteneği) elden gidiverir

İçkiyi içerken sarhoş olmamak mümkün müdür?
Eğer sen kıymetini bilmezsen meyhaneci de elden gider
(Aşk insanın başını döndürür ve aşık kişi eğer sen bu aşkın kaynağının kıymetini bilmezsen, pir-i mugan yani mürşid-i kamil elden gidiverir.)

İçkiye mübtela olanlar içki kadar vefasız değildir
Rüzgar içkiye temas etse hemen uçuverir elden gider
(Bu beyit alkolün uçucu özelliğine atıfta bulunur. Hava yani bad, hevanın yani insanın arzu ve isteklerinin remzidir. Ey aşık kişi sen aşkına heva ve hevesini karıştırırsan aşk elinden gidiverir demektir.)

Burhan içkiyi aleve benzetse hata etmiş olmaz çünkü
İçki de ateş gibi suya hiç karşı koyamaz yakıcılığını yitirir
(Bu beyit yine aşkın yalın bir şekilde kıymetli olduğunu, içkiye temas eden hava ve ona karışan suyun içkinin saflığını bozması gibi aşka karışan heva ve başka arzuların aşkı bozacağını anlatmaktadır)

Görüldüğü üzere iki gazel de şekil özellikleri bakımından neredeyse aynı ve anlam olarak da zamanın ve cismani güzelliklerin geçiciliğini vurgulamaktadır. Aşkın yalın halinin arzulanması ve sevgiliye olan iştiyak yine gazellerin anlamsal zeminini oluşturur. Bu gibi gazellerin tekke-tasavvuf geleneğindeki aşk zemininde anlaşılması gerektiğini düşünürsek eğer remizler ve edebi sanatlar daha anlamlı olacaktır. Şiirin dayandığı anlam dünyasının şairini ve okurunu böylece kuşatacağını söyleyebiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir