255 kez görüntülendi.

Dindarlık Kriterleri ve Dindarlığın Bağımsız Değişkenleri Üzerine

Öz: Dindarlık her ne kadar yaşanması ve hissedilmesi yönüyle bireye ait, bireysel bir olgu olsa da kendisini göstermesi açısından topluma ait, toplumsal bir olgudur. Ne var ki, dindarlık toplumdan topluma ve hatta bireyden bireye değişiklik gösterebilen bir olgu olduğundan, hakkında kesin, belirleyici, sınırlandırıcı bir çalışma ve hatta tanım yapılması bile oldukça zor olmuştur. İşte bu zorluğun farkında olan araştırmacılar, dindarlığa yönelik bir takım kriterler yahut bağımsız değişkenler belirlemiş ve çalışmalarını bu belirlenen kriterlere göre yürütmüştür. Bu çalışmamızda biz de bu hususa değinecek ve dindarlık kriterleri ve dindarlığın bağımsız değişkenleri üzerinde duracağız. İlk olarak bu kriterlerin esası olan din ve dindarlık kavramları üzerinde duracak ve bu kavramlara yönelik yapılan farklı tanımlara değineceğiz ve din ve dindarlık hakkında kapsayıcı bir tanım yapmanın niçin kolay olmadığını açıklamaya çalışacağız. Daha sonra ise dindarlık kriterlerine, bu kriterlerin neler olduğuna, nasıl belirlendiğine vs. bakacağız ve son olarak da dindarlığın ne gibi bağımsız değişkenlere sahip olduğuna bakacak ve bunları kısaca açıklamaya çalışacağız.   
Anahtar Kelimeler: Din, Dindarlık, Dindarlık Kriterleri, Dindarlığın Bağımsız Değişkenleri.
 
1. Giriş
DİNDARLIK, yaşanması ve hissedilmesi yönüyle dinî gruplara hatta kişiden kişiye değişen bir kavramdır. Günümüzde, belirli bir dine inanan, belirli bir dinin takipçisi olan kimseler dindarlık kavramını farklı boyutlarda değerlendirmekte ve dindarlık (yahut dindar olmak) kişiden kişiye farklı anlamlara gelmektedir. Bu çeşitliliğin en önemli sebeplerinden birisi hiç şüphesiz ki dinlerin çeşitlilik göstermesidir. Dahası, günümüzde dinlerin hemen hemen hepsinde o dine inananlar arasında yaygınlaşmaya başlayan bir görüşten de bahsedebiliriz. Öyle ki, bu görüşte olan kimseler (ki günümüzde oldukça çok sayıda insanın bu görüşte olduğunu söyleyebiliriz) genel olarak dini nasıl yaşayacaklarının kendilerini ilgilendirdiğini dile getirmekte ve bu durumun Tanrı (yahut daha genel bir ifade ile Mutlak/Nihai Varlık) ile kendi aralarındaki bir mesele olduğunu ve herhangi bir üçüncü kimsenin buna müdahil olamayacağını belirtmektedir. Diğer bir ifadeyle, günümüzde –dinî grupların etkin varlığını inkâr etmesek de– gözlemlenebilir bir ölçüde bireyselleşen bir din ve dindarlık anlayışından söz etmemiz mümkündür.
Hâl böyle olunca, dindarlık, giderek tanımlanması daha zorlaşan bir kavram halini almakta ve –dindarlık algısı bireyden bireye değiştiği için– bireyler dindarlık konusunda kendi kıstaslarını kendileri belirlediği için hangi kriterlerin dindarlık kriterleri arasında yer aldığını saptamak da güçleşmektedir. Ancak, öte yandan unutulmamalıdır ki, dindarlık her ne kadar yaşanması ve hissedilmesi açısından bireysel bir olguysa da, tezahürleri açısından da toplumsal bir olgudur.1 Dindarlığın toplumsal bir olgu olması özelliği, ona nesnellik kazandırmakta ve dolayısıyla –psikolojik olarak incelenmesinden ayrı olarak– sosyolojik olarak incelenmesini de kolaylaştırmaktadır. Dindarlığın tezahürlerini toplumsal bir olgu olarak inceleyen sosyologlar, araştırmaları neticesinde dindarlığa yönelik birtakım kriterlerden bahsedebilmektedir.
Buradan hareketle, bu çalışmamızda biz de hem bireysel hem de toplumsal bir olgu olan dindarlığın kriterlerinden bahsedecek ve yine bu minvalde dindarlığın bağımsız değişkenlerini ele alacağız. Ancak bu hususlara değinmeden evvel, ilk olarak hakkında kapsayıcı bir tanım yapılması zor olan din ve dindarlık kavramlarını ele alacağız ve bu kavramlara yönelik çeşitli tanımlardan bahsettikten sonra, din ve dindarlık kavramları için kapsayıcı bir tanım yapmanın niçin zor olduğunu açıklamaya çalışacağız. Ardından dindarlık kriterlerine, bu kriterlerin neler olduğu, nasıl belirlendiği gibi hususlara bakacağız ve son olarak da dindarlığın ne gibi bağımsız değişkenlere sahip olduğuna bakacak ve bunları kısaca açıklamaya çalışacağız.
 
2. Din ve Dindarlık Kavramları
Dindarlık kriterleri ve dindarlığın bağımsız değişkenlerini incelemeden evvel, din ve dindarlık kavramlarına göz atmamız önem arz etmektedir. Zira bu kavramların ne gibi anlamlar ifade ettiğini bilmemiz, dindarlık kriterleri ve dindarlığın bağımsız değişkenlerini incelerken aydınlatıcı olacak ve meseleyi kavramamızı kolaylaştıracaktır. Ancak bu kavramları incelemeye başlamadan evvel şunu belirtmemiz gerekmektedir ki, dindarlık bahsetmiş olduğumuz üzere hem bireysel hem de toplumsal bir olgu olduğundan, din ve dindarlık kavramı üzerine hem bireyle hem de toplumla ilgilenen araştırmacılar (psikologlar ve sosyologlar) ve insanla, kültürle ilgilenen antropologlar ile olgularla/fenomenlerle ilgilenen fenomenologlar çeşitli tanımlar yapmıştır. Ayrıca yine tüm dinleri kapsayacak tek bir tanım da zor olduğundan, din ve dindarlık kavramları hakkında farklı tanımlar yapılmıştır. Dolayısıyla bu noktada biz de din ve dindarlık kavramları üzerine farklı bilim insanlarının yaptıkları tanımlardan bahsettikten sonra genel bir tanım vermeye çalışacağız. Lâkin öncesinde din kavramının kelime olarak anlamına kısaca değinmemiz faydalı olacaktır.
 
Türkçemizde kullanmış olduğumuz din kelimesi, aslında Arapça kökenli olup, Arapçada; yol, hüküm, mükâfat, itaat, hesap verme, saltanat, mülk, adalet, adet, baş eğmek, ferman, hal, kaza, yönetme, günahlardan sakınma anlamlarına gelir. İngilizcedeki religion anlamında kullanılmakta olan din ise, Latincedeki, bağlamak ve cemaat anlamında kullanıldığı gibi, Tanrı’ya hürmetle karışık bağlılık anlamına gelmekte olan religio kelimesinden türemiştir.2 Dinin etimolojik anlamına kısaca değindikten sonra, din kavramı hakkında farklı psikologların, fenomenologların, antropologların ve sosyologların yapmış olduğu tanımlardan bazı örnekler verebiliriz:

– “Din, bireylerin duyguları, fiilleri ve tecrübeleridir.” (W. James, Psikolog)3
– “Din, evrensel, takıntısal bir nevrozdur.” (S. Freud, Psikolog)4
– “Din, temel yapıları kolektif bilinçdışında oluşan bir olgudur ve insanlığın kolektif bilinçdışında tarihin başlangıcından itibaren biriktirdiği en yüksek değerlere, birikimlere açılan bir kapıdır. Dinler, ruhsal tedavi sistemleridir. Hatta psikoterapi sistemlerinin en gelişmişidir.” (C. G. Jung, Psikolog).5
– “Din, bir grup tarafından paylaşılan ve o grubun bireylerine kendilerini adayabilecekleri bir hedef ve onlara ortak bir davranış biçimi sunan düşünce sistemidir.” (E. Fromm, Psikolog)6
– “Din, nihai bir anlam arayışıdır.” (V. Frankl, Psikolog).7 
– “Din, hem korkutucu hem de cezbedici olan kutsalın tecrübesidir.” (R. Otto, Din Fenomenoloğu)8
– “Din, manevi varlıklara inançtır.” (E. B. Taylor, Antropolog)9
– “Din, toplumların afyonudur.” (K. Marx, Sosyolog)10
– “Din, ayrılmış, yasak edilmiş kutsal şeylerle ilgili inanç ve eylemlerin öyle dayanışmalı bir sistemidir ki; bu inanç ve eylemleri kabul edenleri ümmet (eglise) denen tinsel (manevi) bir kamu halinde birleştirir.” (E. Durkheim, Sosyolog)11
– “Din, insanın kutsalla hayatî ilişkisi ve kutsalla çevrilmiş insanın cevabî davranışlarıdır.” (G. Mensching, Sosyolog)12
– “Din, kültürel değer sisteminin, onu meşrulaştıran ve bireyi motive eden merkezî bir unsurudur.” (T. Parsons, Sosyolog)13
– “Din, aşkın varlıkla (mutlak kutsal) ilgili iman halindeki inanç hükümlerinin kişinin ve toplumun hafızasında muhafaza edilmiş, davranış haline getirilmiş ve böylece kişiye ve topluma bir hayat biçimi sunan/sağlayan normlar sistemidir.” (Zeki Arslantürk, Sosyolog)14
 
Yukarıda örneklerini vermiş olduğumuz çeşitli din tanımlarında da görüldüğü üzere, farklı bilim dallarında çalışmalar yapmış olan bu bilim insanları, din kavramının farklı yönlerine odaklanmışlar (ki bu odaklanmış oldukları yön genelde çalışmakta oldukları bilim dalının muhtevasına uygun, bu muhtevayla alâkalı olan yönlerdir) ve odaklanmış oldukları bu yön doğrultusunda tanımlar yapmışlardır. Yaptıkları bu tanımlarda kimi bilim insanı dinin bireyin yaşantısındaki etkisine, fonksiyonuna odaklanmaktayken, kimisi toplum üzerindeki etkisi ve fonksiyonuna odaklanmakta, kimisi ise kültür ile ilişkisine vs. odaklanmaktadır. Dolayısıyla din tanımı bilim dalının odak noktasına göre değişmektedir, diyebiliriz. Ancak daha genel ve kapsayıcı tanımlar vermeye çalışanlar da olmuştur. Bunun yanı sıra şu da görülmektedir ki dinin hem bireyi, hem toplumu, hem de kültürü ilgilendiriyor olması tanım yapan bilim insanının tanımında farklı bilim dalından unsurları kullanmasına sebep olmaktadır. Din kavramında olduğu gibi, dindarlık kavramında da kapsayıcı bir tanım yapmak pek de kolay görünmemektedir. Bu kavram ile ilgili olarak, yine din kavramında olduğu gibi, çok sayıda tanım bulunmaktadır. Farklı konuyla ilgilenen farklı bilim insanlarının yapmış olduğu tanımlardan birkaç örnek vererek bu hususu daha da aydınlatabiliriz:

– “Dindarlık, genel olarak dinî inanç, dinî tutum ve dinin kişi için ifade ettiği bireysel önemi kapsar.” (G. Scobie, Psikolog)15
– “Dindarlık, şimdiye kadar insanın ilahi olan hakkında düşünebildikleri her şeyi kendi kendine ayakta tutmayı öğrendiği gibi kendi yalnızlığı içerisinde bireysel insanın duyguları, davranışları ve tecrübeleri öğrenmesidir.” (W. James, Psikolog)16
– “Dindarlık, bireyin Ahireti düşündüğündeki içsel tecrübesi; özellikle bu tecrübenin davranışlar üzerindeki etkisi, bireyin yaşantısı ile Ahireti aktif bir şekilde bağdaştırmaya çalıştığı zaman ortaya çıkan davranışlardır.” (W. H. Clark, Psikolog)17
– “Dindarlık, İlahi ya da insanüstü bir güçle ilgili inanç sistemi ve tapınma uygulamaları ya da böyle bir güce doğru yöneltilen diğer ritüellerdir. (Argyle & Beit-Hallahmi, Psikolog)18
– “Dindarlık, dinin insan hayatına nüfuz derecesidir.” (Mustafa Tekin, Sosyolog)19
– “Dindarlık, insanla ve onun varlığının nihai durumları ile ilgili davranışların ve sembolik biçimlerin bir bütünüdür.” (R. Bellah, Sosyolog)20
– “Dindarlık, din özelliği taşıyan herhangi bir dinin kabulü, benimsenmesi ve davranış haline getirilme derecesidir. (Zeki Arslantürk, Sosyolog)21
– “Dindarlık, kişinin günlük hayatında dinin önemini ifade eden, kişinin dine inanma ve bağlanma derecesini gösteren bir kavramdır.” (Kemaleddin Taş, Sosyolog)22
– “Dindarlık, Belirli aşkın ve kutsal şeylere inanma, bu inançlar doğrultusunda belirli aktiviteler yapma ve dini bir grup üyesi olmaktır.” (R. Johnstone, Sosyolog)23
– “Dindarlık, kutsal olanın yahut özel bir formu olmak itibarıyla belli bir dinin muayyen bir zaman ve şartlarda belli bir kişi veya grup ya da toplum tarafından yaşanmasıdır.” (Ünver Günay, Sosyolog)24

Yukarıda örnek verdiğimiz dindarlık tanımlarından hareketle ilk olarak şunu söyleyebiliriz ki, dindarlığın yaşanması ve hissedilmesi yönüyle bireysel bir olgu olması, kendisini sosyologların yapmış olduğu tanımlarda bile göstermiş ve topluma odaklanan sosyologlar, yapmış oldukları dindarlık tanımlarında “insan hayatına nüfuz derecesi”, “kişinin dine inanma derecesi” gibi daha çok psikologların kullandığı ifadelere yer vermektedirler. Dikkati çeken diğer bir husus ise, tanımlarda genel itibarıyla davranışlara vurgu yapılmış olmasıdır. Dindarlık konusunda her ne kadar farklı tanımlar yapılmış olsa da, tanımlarda genel olarak görebileceğimiz unsurlar davranışlar, ritüellerdir (yani amellerdir); bu dinin birey tarafından hayata geçirilmesi, uygulanmasıdır. Gayet tabii olan bu durum, aslında bize dindarlık hususunda birey ve toplumun ne kadar iç içe olduğunu da göstermektedir.

Peki, din ve dindarlık kavramları ile ilgili olarak kapsayıcı bir tanım yapılması neden bu kadar zordur? Bu meseleye binaen ilk olarak belirtmemiz gereken husus şudur; günümüzde dünya üzerinde çok sayıda din bulunması, din kavramı ile ilgili genel-geçer bir tanımın yapılmasını zorlaştırmaktadır. Bu dinler arasındaki tanrı mefhumu, inanç sistemi (akait vs.) önemli derecede farklılık arz etmekte, bu durum da dinin tanımlanmasını zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla tanım yapılmadan ilk hesaba katılması gereken şeylerden birisi de neyi din olarak kabul edeceğimizdir. Bu sebepledir ki, araştırmacılar, bilim insanları vs. dinin tanımlanmasının oldukça zor olduğunu ifade etmektedir. Öte yandan, din konusunda bu kadar çok tanımın olmasını, dinin defalarca tanımlanabilir olduğunu söylemek de mümkündür. Örneğin, din hakkında yüz tanım yapılmışsa: “Demek ki dini tanımlamak o kadar da zor değil, aksine yüz kere tanımlayabiliriz” de denilebilir. Bu meseleyle ilgili diğer bir husus da, daha önce de belirttiğimiz üzere, dini tanımlayanların, dinin farklı özelliklerine ve işlevlerine odaklanıyor olmasıdır. Dindarlık hakkında da genel-geçer bir tanım yapılamamasının zorluğu büyük ölçüde dindarlığın hem öznel hem de nesnel bir olgu olma özelliğini taşımasıdır, diyebiliriz. Bu durum, dindarlığın ne olduğuna, nasıl tanımlanacağına karar vermemizi de zorlaştırmaktadır.

         
3. Dindarlık Kriterleri
Dindarlığın tezahürleri açısından toplumsal bir olgu olduğunu ve bu sebeple de sosyolojinin ilgi alanına da girdiğini belirtmiştik. Dolayısıyla, her ne kadar –yukarıda örnek vermiş olduğumuz tanımlarda da olduğu gibi– sosyologlar dindarlığı tanımlarken daha çok bireye odaklanıp toplumu daha geri planda bıraksa da dindarlığı incelerken tezahürlerine odaklanmış, yani dindarlığı toplumsal bir olgu olarak incelemişlerdir. Ne var ki, araştırmacıların bu noktada dikkat etmeleri gereken bir husus bulunmaktadır. Dindarlık üzerinde araştırma yapılırken, bir araştırmacı bireyin duygu ve davranışlarındaki dinle ilgili hususların hangilerinin dindarlık göstergesi olduğuna ve hangilerinin de sosyal, kültürel veya entelektüel eğilimlerinin ifadesi olduğuna25 dikkat etmelidir. Bu husus, yapılacak olan araştırmanın sıhhati açısından ince, fakat önem arz eden bir detaydır. Diğer bir ifadeyle, dinin temel esaslarını teşkil eden inanç, ibadet, ahlak öğretileri gibi hususlar ile sonradan –kültürün ve diğer başka unsurların da etkisiyle– dinin bir parçası haline gelmiş ve toplumda kabul görüp tatbik edilen inanç ve davranışlar arasındaki ayrımın dikkatli ve titiz bir şekilde yapılması iktiza etmektedir.

Diğer taraftan, yukarıda da ifade etmiş olduğumuz üzere, dindarlık kavramını tanımlamak üzere çok sayıda teşebbüsün bulunması, büyük ölçüde bu kavramın oldukça öznel bir kavram olmasına dayanmaktadır. Dolayısıyla, dindarlığı tanımlarken karşılaşılan en büyük güçlüklerden birisi, ne tür bir yaşama biçiminin din veya dindarlık olarak adlandırılabileceği hususudur; başka bir ifadeyle, dindarlık olarak tanımlanabilecek yaşama biçiminin kriterlerini belirlemenin zorluğudur. Zira aynı dine inanan bireyler arasında bile dindarlık seviyesinde farklılık görülmektedir; kişilerin şahsiyet ve karakter yapılarındaki karaktere göre dindarlıklarında da farklılıklar görülmesi26 de oldukça doğal ve mümkündür.

İşte din ve dindarlık konusunda yapacakları araştırmalarda bu sebeplerden kaynaklanan zorluklarla karşılaşan araştırmacılar, bu zorluklarla baş edebilmek adına bir yöntem geliştirmişlerdir. Her ne kadar insanlar dindarlık yönünden çeşitlilik gösterse de, topluma baktığımız zaman benzer şekillerde tezahür eden dindarlıkları (yani benzer kriterlere uyulan dindarlıkları) belirli tiplere ayırarak tipolojiler oluşturmamız mümkündür. Yapılan dindarlık tipolojilerinde genelde iki anlayış hâkimdir:27 Birinci anlayış bizzat dindarlıktan veya din farklılığından hareket ederken, ikinci anlayışta ise somut dindarlık analizinde kullanılmak üzere kavramsal bir vasıta geliştirme söz konusudur. Bu yollarla oluşturulan tipolojiler, oluşturulan tipolojiye göre (yani benzer dindarlık sergileyen gruba göre) farklı kriterler içermektedir. Dolayısıyla, dindarlık için kriterler tek çatı altında toplanmamakta ve oluşturulan tipolojiye göre farklı kriterler belirlenmiş olmaktadır.

Dindarlık kavramı üzerine yapılmış olan çalışmalarda gerek Batı’da, gerekse ülkemizde çeşitli tipoloji örnekleri mevcuttur. Max Weber (ö. 1920), farklı toplumsal tabakalara göre dindarlık tiplerinin olduğunu belirterek, tipolojisini “statü tabakalaşması” olarak kavramlaştırmış ve meslek grupları ve sosyal sınıfların dindarlığı ile çok sayıda tipleştirme yapmıştır. Onun tipolojisinde, çiftçi dindarlığı, şövalye ruhlu savaşçıların dindarlığı, burjuva dindarlığı, tüccar ve zanaatkâr dindarlığı, şehir dindarlığı, köy dindarlığı, entelektüellerin ve aydınların dindarlığı, büyüsel dindarlık, ayinci dindarlık, kurtuluş dinleri, dünyevî zahitlik, uhrevî zahitlik28 gibi kategoriler bulunmaktadır. Batı’da Weber’in yanı sıra G. Mensching (ö. 1978), G. Le Bras (ö. 1970), M. Argyle (ö. 2002), J. Fichter (ö. 1994), G. W. Allport (ö. 1967) ve J. M. Ross gibi araştırmacıların yapmış olduğu çeşitli dindarlık tipolojileri29 de mevcuttur. Ülkemizde de dindarlık kavramı üzerine çalışmalar yapılmış ve araştırmacılar çalışmalarında çeşitli tipolojiler geliştirmiştir. Yapılan bu araştırmalar ve geliştirilen tipolojiler, bilhassa din sosyolojisi araştırmalarında karşımıza çıkmakta olup Mehmet Taplamacıoğlu, Ünver Günay ve Kemaleddin Taş gibi araştırmacıların tipolojileri30 bunlar arasında örnek gösterebileceğimiz birkaçı arasında bulunmaktadır.

Bu tipolojiler arasından, Prof. Dr. Kemaleddin Taş’ın tipolojisini örnek teşkil etmesi adına inceleyebiliriz. Kemaleddin Taş, toplamda 48 sorudan oluşan ve her soru için 5 seçeneğin (Tamamen katılıyorum, Katılıyorum, Kararsızım, Katılmıyorum ve Hiç katılmıyorum) bulunduğu bir dindarlık kriterleri ölçeği31 oluşturur ve araştırmasında bu ölçeği kullanır. Yaptığı bu araştırmanın sonunda elde ettiği neticeye göre üç ayrı dindarlık tipi belirler: Geleneksel/İlmihalci Dindarlık, Modernist/Hümanist Dindarlık, Popüler/Hurafeci Dindarlık.

Kemaleddin Taş’ın bu çalışmasında Geleneksel/İlmihalci Dindarlık ile kast ettiği dindarlık tipi şu kriterlere uyan dindarlık tipidir: Kur’an-ı Kerim ve Peygamber’in Sünnetinin yanında, ağırlıklı olarak ilk dönemlerde yazılan temel dini kaynaklara, din büyüklerinin görüşlerine ve ilmihal bilgilerine dayanan, dindeki emir ve yasaklara uymanın önem taşıdığı, inancın yanında ibadetleri yerine getirmenin de ön plana çıktığı dindarlık tipidir. Araştırmada Modernist/Hümanist Dindarlık olarak belirlenen dindarlık tipi ise şu kriterlere sahip olanların bulunduğu dindarlık tipidir: Vicdan temizliği, doğruluk, iyilik, yardımseverlik gibi birtakım evrensel ahlâkî değerlerin önemsendiği, dini otorite olarak kabul edilen kişilere bağlanmanın zorunluluk taşımadığı, inancın temel gösterge olduğu, ancak dindeki kurallara uymanın ve dini ritüelleri (ibadetler vb.) yerine getirmenin ikinci plana alındığı, hümanist yaklaşıma sahip dindarlık anlayışıdır. Kemaleddin Taş’ın bu araştırmasındaki üçüncü ve son dindarlık tipi Popüler/Hurafeci Dindarlık olarak belirlenmiş olup, bu dindarlık tipinde olanların sahip olduğu kriterleri şu şekilde özetlememiz mümkündür: Geleneksel dindarlıkta yer alan bazı hususları da içine almakla beraber, İslam öncesi Türk kültürünü ve diğer kültürlerden de izler taşıyan, bunun yanı sıra modern dönemdeki bazı olguları da içinde barındırarak değişik toplumsal katmanlarda ve geniş kitlelerde varlığını gösteren, halk arasında değişik formatlarda, kurumlaşmamış tarzlarda bulunabilen, ‘‘yaşanan din’’ olarak da kabul edilebilecek bir dindarlık anlayışıdır.32

Dindarlık kriterlerini belirlemek için kullanılan bir yöntem olan tipoloji oluşturmaktan ayrı olarak, dindarlığın bir takım bağımsız değişkenleri de bulunmaktadır. Bu bağımsız değişkenler bir nevi neden/sebep niteliğinde olup, dindarlığı (dindarlığın derecesini/seviyesini, ölçüsünü, türünü vs.) etkileyen (yahut belirleyen) unsurlardır. Dolayısıyla bu noktada, sosyal bir olay (ve olgu) olan dindarlığın bağımsız değişkenlerine de göz atmamız iktiza etmektedir.      

                     
4. Dindarlığın Bağımsız Değişkenleri
Dindarlığın psikolojik olduğu kadar sosyal bir olgu da olması birtakım sonuçları beraberinde getirmektedir. Zira herhangi bir dine inanan ve dindar olan bir kimse, inandığı dinin (o dinin tanrısının, aşkın/mutlak/nihai varlığın) emrettiklerini hayatına uygulamak durumundadır. Tüm bu emir ve yasaklara uyma derecesi kişinin dindarlık ölçüsünü belirler ve kişilerin ortak bir aşkın varlığa olan inancı, o dinin toplumsallığı anlamına gelir; bu ortak inanca dayalı ortak davranışlar da din olgusunu toplumun bir parçası haline getirmektedir.33 Nasıl ki bütün hareket ve davranışların ardında bir saik, bir muharrik güç ve etki eden sebepler var ise; din (ve de dindarlık) olgusuna baktığımızda da bunları görmek mümkündür. Sosyal bir davranış olarak dindarlığın arka planına bakacak olursak, genel itibarıyla iki unsurdan34 söz etmemiz mümkündür ki bunlar: Motivasyon süreci ve uyma davranışı ile bağımsız değişkenler olarak adlandırabileceğimiz –diğer tüm sosyal davranışlarda da görülen–  unsurlardır.

Motivasyon süreci ve uyma davranışına kısaca değinecek olursak şunları söylememiz mümkündür: İnsanın motivasyonu, motive olduğu şey, büyük oranda yine insanın sahip olduğu istekler, arzular ve ihtiyaçlarla oldukça yakından ilişkilidir. Dolayısıyla buna benzer şekilde, insanın istek, arzu ve ihtiyaçları ile dindarlık algılayışı ve davranışı arasında anlamlı bir ilişki de vardır. Bu noktada, Hindistan’ın önemli tarihi figürlerinden biri olan Gandi’nin şu sözü söylemek istediklerimize açıklık getirmektedir: “aç insan ekmeği tanrı olarak görür”35. Gandi’nin bu sözlerinden de anlayabileceğimiz üzere, insanın motivasyonunu büyük ölçüde istek, arzu ve ihtiyaçları belirler: Aç bir insan, ekmeğe ihtiyaç duyduğundan, gözü daima ekmeği (karnını doyuracak bir yiyeceği) arayacak ve bunu bulmak için motive olacak ve çabalayacaktır. Din ve dindarlık hususunda da bu böyledir. Kişiler, çoğu zaman, ihtiyaçları, arzuları vs. doğrultusunda dindarlık derecesine sahip olmaktadırlar; diğer bir ifadeyle, ihtiyaçlarla dindarlık arasında anlamlı bir ilişki vardır, diyebiliriz. Benzer istekler, arzular ve ihtiyaçlar ise insanların dine karşı tutumlarını büyük ölçüde belirlemektedir. Benzer istek, arzu ve ihtiyaçlara sahip kimselerin dine karşı tutumları ortak bir standart oluşturur. Bu standart aynı zamanda o insanların dünyaya bakış açılarını ve izafet çerçevelerini çizmekte, bu ise onların uyma davranışının bir sonucu olmaktadır.36 Öte yandan insanın istek, arzu ve ihtiyaçlarının tatminin de din etkili olmakta, dinin emirleri, yasakları vs. ile dindarın ihtiyaçları din tarafından sınırlanırken geliştirilen dini ihtiyaçlar nefsin terbiyesini sağlamaktadır.37

Yukarıda bahsetmiş olduğumuz üzere, her davranışın ve hareketin ardında bir etken, etki eden bir sebep (yahut sebepler) görmemiz mümkündür. Benzer şekilde dindarlık olgusuna baktığımız zaman da, bir sosyal davranış olarak dindarlığında bu türden unsurlara dayandığını, dindarlığın bağımsız değişkenleri olduğunu görebiliriz. Bu değişkenler üzerine çalışma yapmış olan Prof. Dr. Zeki Arslantürk, toplamda sekiz adet bağımsız değişken belirlemiştir ki bunlar: zaman, mekân ve coğrafi çevre, sosyo-kültürel normlar, din, eğitim, ekonomi, sebeplilik algılayışı ve zihniyet dünyasıdır.38 Sosyal olay ve olguların oluşumu ve yapısallaşması zamanın determinasyonu altındadır. Bir insanın yaşı, bir toplumun tarihi de buna dâhildir. Geçmiş, bugün ve gelecek (yani zamanın üç boyutu/akışı) hayatımızda etkili olmakta, geçmişte yaşadıklarımız bugün yaptıklarımızı ve bugünkü zihin dünyamızı ve algımızı etkilemekte ve dolayısıyla geleceğimizi şekillendirmektedir. Dindarlık olgusunda da durum aşağı yukarı aynı olmaktadır. Geçmişte yaşananlar dine bakış açımızı (olumlu yahut olumsuz olarak) etkilemekte ve dolayısıyla dindarlık ölçümüzü etkilemektedir. Yine dindarlık oranının yaştan yaşa değişiklik göstermesi de zamanın etkisine örnektir, diyebiliriz.39

Tek sebep olmasa da coğrafya olaylarının ve mekânın sosyal olay ve olgulara etki ettiği bir gerçektir. Özellikle sosyo-kültürel ve ekonomik yapılar coğrafyanın etkisi altında şekillenirler. Din ve dindarlık olgularında da benzer bir durum gözlemlenebilmektedir.40 Zira kişinin doğmuş olduğu coğrafya, bağlı olacağı din üzerinde büyük bir etken olmaktadır. Örneğin, Avrupa’da doğan bir kimse büyük bir ihtimal Hristiyanlığa mensup olurken, Suudi Arabistan’da doğan bir kimse ise büyük bir ihtimalle İslam dinine mensup olur. Coğrafya ve mekânın dindarlık üzerindeki etkileri de önemlidir. Örneğin, İstanbul’da Etiler yahut Beşiktaş gibi daha kozmopolit yahut daha elit ve zengin kimselerin yaşamakta olduğu semtlerde gözlemlenen dindarlık, Üsküdar yahut Fatih gibi genelde mutaassıp kimselerin yaşamakta bulunduğu semtlerde gözlemlenen dindarlıktan farklıdır. Yahut daha dağlık, iç kesimlerde (Erzurum vb.) yaşayan insanların dinî yaşamlarının daha sert ve radikal olduğunu, daha sıcak ve kıyı kesimlerde (Antalya vb.) yaşayan insanların daha ılımlı veya dine daha uzak yaşantılar gözlemlenebilmektedir. İnsanın vatanı uğruna canını feda etmesi de yine mekânla ilgili olarak kurulabilecek dolaylı ilişkilerden bir tanesidir.

Sosyal olay ve olguları etkileyen önemli süreçlerden birisi de eğitimdir. Eğitim insanda bir zihniyet ve davranış dünyası meydana getirmede rol oynar.41 Dindarlık olgusunda da bu durum benzer bir görüntü arz etmektedir. Örneğin, Türkiye gibi laik bir cumhuriyette din eğitimi (ve genel anlamda eğitim) alan bir kimse ile Afganistan, İran, Pakistan yahut Suudi Arabistan gibi ülkelerde din eğitimi (ve genel anlamda eğitim) alan bir kimsenin dine bakışları, o dini yaşayışları da farklı olacaktır. Diğer bir ifadeyle eğitim düzeyi ve niteliği, insanın dinî anlayışını etkiler, diyebiliriz. Sosyal statüyü belirleyen faktörlerden biri de ekonomidir. İhtiyaçların giderilmesinde; kendini gerçekleştirmede ekonomik gücün rolü büyüktür.42 Dindarlık ile ekonomi arasında da anlamlı bir ilişki mevcuttur. Örneğin, daha varlıklı kimselerin genelde dinden uzaklaştıkları, dinî yaşantılarının daha rahat yahut dünyevî bir görüntü arz ettiği gözlemlenmekteyken, orta yahut alt sınıflarda olan kimselerin dinî yaşantılarının genelde daha yoğun olduğu gözlemlenmektedir. Ekonomi, aslında insanların hem dinî hem de genel anlamda yaşantılarını büyük ölçüde –giyim kuşamdan yenilen yemeğe ve hatta yaşanılan yere kadar– belirlemektedir.

Dinin bizzat kendisi de dindarlık için bir determinasyon ilkesidir. Toplumun akordu kültür olduğu gibi, kültürün akordu da dindir.43 Dinin doktrinleri, dinde ibadetler gibi unsurlar da kişinin dindarlığına etki eder. Örneğin, Hint dini geleneğine mensup bir kimse ile İslam dinine mensup bir kimsenin dindarlıklar farklıdır. Hint dini geleneğinde, İslam dinindeki gibi günde 5 vakit namaz gibi belirli bir ibadetin olmayışı, dindarlık kriterini belirlerken farklı bir yol izlenmesini gerektirmektedir. Yine, toplum-kültür-din arasında da anlamlı bir ilişki mevcuttur. Bir din bir topluma (dolayısıyla bir kültüre) girdiği zaman kendine uymayan şeyleri ya kaldırır, ya da bu şeyleri kendi içinde asimile eder; kendine uyan şeyleri de öylece bırakır ve böylece bir sentez doğar. Zihniyet dünyası da sosyal olgular ve bu olgulardan biri olan dindarlık olgusu için bağımsız bir değişkendir. Her ferdin kişisel bir ruhu olduğu gibi sosyal grubun da bir ruhu vardır. Bu ruh, onun izafet çerçevesini meydana getirir. Kişiler bu çerçeve dâhilinde görüşlerini sınırlı tutarlar.44 Kişilerin yetiştiği ortam zihin dünyalarını şekillendirir; zihin dünyası ile kişinin dine bakış açısı, dini yaşayışı aynı doğrultuda seyretmektedir. Örneğin, daha seküler bir zihin yapısına sahip kimse ile daha muhafazakâr zihinde bir kimsenin dindarlıkları farklılık arz eder.

Sebeplilik algılayışı de diğer bir bağımsız değişkendir. Toplumbilimciler yahut toplum araştırmalarına yönelenler genellikle bir olayı yahut olguyu araştıracağı zaman, bir unsuru sebep olarak belirler, diğer tüm unsurları da bu sebebin bir sonucuymuş gibi algılar. Dini bir olayı yahut olguyu araştırmak için bir sebep olarak seçersek, araştırmamızdaki diğer tüm unsurları da dine dayandırarak açıklamaya çalışırız (neden-sonuç ilişkisi kullanarak araştırma yaparız, ancak burada –yani sosyal bilimlerde– mutlak bir determinizmden söz edemeyiz; karşılıklı bağlılık prensibi esastır).45    
Sosyo-kültürel normlar da etkili ve önemli bir bağımsız değişkendir. Kişi toplumda rol ve statüsüyle yer alır. Sosyo-kültürel normlar bir manada kişinin eline verilen senaryolardır. O senaryodaki rolümüzü oynama biçimimiz, dolayısıyla toplumda bir pozisyonumuz olur; o pozisyonumuza da değer atfedersek statümüz olur. Peki bu sosyo-kültürel normları neler belirliyor? İşte bu da kendi içinde formel ve informel olarak ayrıma tabidir. Kanun ve yönetmelikler gibi resmî/formel olan kurallar, normlar olduğu gibi gelenek, görenek, örf, adet, ahlak, din gibi gayri-resmî kurallar, normlar sosyo-kültürel normları belirlemektedir. Dolayısıyla sosyal davranışı ve sosyal bir davranış türü olan dinî davranışı bu normlar etkilemekte ve bu noktalarda tercihlerimizi belirlemektedir.46
 
5. Sonuç
Dindarlık, yaşaması ve hissedilmesi yönüyle bireysel, tezahürleri açısından ise toplumsal bir olgu olması hasebiyle hem psikolojinin, hem de sosyolojinin ilgi alanına girmektedir. Dolayısıyla sosyologlar da toplum açısından önemli bir yere sahip olan din üzerine incelemeler ve çalışmalar yapmakta, teoriler geliştirmektedir. Bu vesileyle sosyologlar –dinin yaşama uygulanması da diyebileceğimiz– dindarlık olgusu üzerine de araştırmalar gerçekleştirmektedirler. Ne var ki, dindarlığın büyük oranda bireysel bir olgu olması, bu araştırmacıların işini zorlaştırmaktadır. Zira dindarlığın bireysel olan bir olgu olması, ne türden bir yaşantı tarzına dindarlık denilebileceği hususunu gündeme getirmekte ve bu noktada dindarlığın kriterlerini belirleme zorluğu ortaya çıkmaktadır. Yaptıkları araştırmalarda karşılaştıkları bu zorlukları aşmak için de araştırmacılar bir yöntem geliştirmekte ve benzer tarzda dinî yaşantı tarzı sergileyenleri belirli tiplere ayırarak tipolojiler oluşturmaktadırlar.

Sonuç olarak bu çalışmamızda biz de ne türden bir yaşantıya dindarlık denilebileceği, dindarlığın kriterlerinin neler olabileceği üzerinde durduk. İlk olarak din ve dindarlık kavramlarını ele aldık ve gördük ki her ne kadar etimolojik olarak belirli köklere sahip olsa da din kavramı üzerinde oldukça farklı tanımlar yapılmakta ve bu, çok sayıda dinin olması, tanımlayan kişilerin dinde odaklandıkları noktaların farklı olması gibi farklı sebeplere dayanmaktadır. Yine aynı şekilde dindarlık için de çeşitli tanımlar yapılmakta ancak dindarlığın büyük ölçüde öznel bir olgu olmasının dindarlık üzerin farklı tanımların yapılmasına sebep olmaktadır. Daha sonra dindarlık kriterleri üzerinde durduk ve dindarlıkla ilgili kriterlerin –en azından sosyolojik açıdan– tek bir çatı altında toplanamayacağını, ancak daha ziyade benzer kriterlerin sergilendiği dindarlıkların belirli dindarlık tipleri altında toplanabileceğini gördük. Son olarak da dindarlığın bağımsız değişkenlerini ele aldık ve sosyal bir olgu ve olay olarak dindarlığın ekonomi, eğitim, zihniyet dünyası gibi pek çok bağımsız değişkene bağlı olduğunu, dindarlığı (seviyesini, ölçüsünü) belirleyen çok sayıda etken olduğunu gördük.
 
Sonnotlar:
1. Kemaleddin Taş, “Dindarlığın Kriterleri Üzerine Tipolojik Bir Araştırma”, Dindarlığın Sosyo-Psikolojisi (editörler: Ünver Günay & Celaleddin Çelik), Adana: Karahan Kitabevi, 2006, s. 175.
2. Yümni Sezen, Sosyoloji Açısından Din, İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 1988, s.7; Bunun yanı sıra farklı etimolojik anlamları için bkz. Günay Tümer, “Din”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul: TDV, 1994, cilt 9, s. 312-320.
3. Ali Ayten, Psikoloji ve Din: Psikologların Din ve Tanrı Görüşleri, İstanbul: İz Yayıncılık, 2017 (5. baskı), s. 28. 
4. A.g.e., s. 53-55.
5. Ali Köse & Ali Ayten, Din Psikolojisi, İstanbul: Timaş Yayınları, 2017 (7. baskı), s. 35-37.
6. A.g.e., s. 44.
7. Ali Ayten, a.g.e., s. 161.
8. James L. Cox, Kutsalı İfade Etmek (çev. Fuat Aydın), İstanbul: İz Yayıncılık, 2004, s. 19.
9. A.g.e., s. 19.
10. A.g.e., s. 23.
11. N. Şazi Kösemihal, Durkheim Sosyolojisi, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1971, s. 104.
12. M. Emin Köktaş, Türkiye’de Dini Hayat, İstanbul: İşaret Yayınları, 1993, s. 26.
13. A.g.e., s. 38.
14. Zeki Arslantürk, “Dindarlığın Bağımsız Değişkenleri”, Dindarlık Olgusu (Sempozyum Tebliğ ve Müzakereleri) (editör: Hayati Hökelekli), Bursa: KURAV Yayınları, 2006, s. 239.
15. Ali Ayten, Prososyal Davranışlarda Dindarlık ve Empatinin Rolü (Doktora Tezi), İstanbul: 2009, s. 113.
16. Mustafa Ulu, Dindarlığın Tanımı, Boyutları ve Ölçülmesi Üzerine Psikolojik Bir Araştırma –Erciyes Üniversitesi Öğrencileri Örneği– (Doktora Tezi), Kayseri: 2013, s. 25.
17. A.g.e., s. 25.
18. A.g.e., s. 25.
19. Mustafa Tekin, “Dindarlık Bağlamında Amel-i Salih Kavramına Sosyolojik Bir Yaklaşım”, Dindarlık Olgusu (Sempozyum Tebliğ Ve Müzakereleri), Bursa: KURAV Yayınları, 2006,  s. 53.
20. Mustafa Ulu, a.g.e., s. 25.
21. Zeki Arslantürk, a.g.e., s. 239.
22. Kemaleddin Taş, a.g.e., s. 177.
23. Mustafa Ulu, a.g.e., s. 25.
24. Ünver Günay, “Dindarlığın Sosyolojisi”, Dindarlığın Sosyo-Psikolojisi (editörler: Ünver Günay & Celaleddin Çelik), Adana: Karahan Kitabevi, 2006, s. 22.
25. Kemaleddin Taş, a,g.e., s. 175.
26. A.g.e., s. 178.
27. A.g.e., s. 179.
28. A.g.e., s. 179.
29. A.g.e., s. 179-181.
30. A.g.e., s. 181-195.
31. A.g.e., s. 195-201.
32. A.g.e., s. 183-195.
33. Zeki Arslantürk, a.g.e., s. 239.
34. A.g.e., s. 240.
35. A.g.e., s. 253.
36. A.g.e., s. 253.
37. A.g.e., s. 253.
38. A.g.e., s. 244-253.
39. A.g.e., s. 244-45.
40. A.g.e., s. 245-47.
41. A.g.e., s. 249-250.
42. A.g.e., s. 250.
43. A.g.e., s. 248.
44. A.g.e., s. 252.
45. A.g.e., s. 250-51.
46. A.g.e., s. 247-48.
 
 
 
 
 
 
KAYNAKÇA
 
ARSLANTÜRK, Zeki, “Dindarlığın Bağımsız Değişkenleri”, Dindarlık Olgusu (Sempozyum Tebliğ ve Müzakereleri) (editör: Hayati Hökelekli), Bursa: KURAV Yayınları, 2006, s. 239-257.
AYTEN, Ali, Prososyal Davranışlarda Dindarlık ve Empatinin Rolü (Doktora Tezi), Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlahiyat Anabilim Dalı Din Sosyolojisi Bilim Dalı, İstanbul: 2009.
AYTEN, Ali, Psikoloji ve Din: Psikologların Din ve Tanrı Görüşleri, İstanbul: İz Yayıncılık, 2017 (5. baskı).
COX, James L., Kutsalı İfade Etmek (çev. Fuat Aydın), İstanbul: İz Yayıncılık, 2004.
GÜNAY, Ünver, “Dindarlığın Sosyolojisi”, Dindarlığın Sosyo-Psikolojisi (editörler: Ünver Günay & Celaleddin Çelik), Adana: Karahan Kitabevi, 2006, s. 1-60.
KÖKTAŞ, M. Emin, Türkiye’de Dini Hayat, İstanbul: İşaret Yayınları, 1993.
KÖSE & AYTEN, Ali & Ali, Din Psikolojisi, İstanbul: Timaş Yayınları, 2017 (7. baskı).
KÖSEMİHAL, N. Şazi, Durkheim Sosyolojisi, İstanbul: Remzi Kitabevi, 1971.
SEZEN, Yümni, Sosyoloji Açısından Din, İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 1988.
TAŞ, Kemaleddin, “Dindarlığın Kriterleri Üzerine Tipolojik Bir Araştırma”, Dindarlığın Sosyo-Psikolojisi (editörler: Ünver Günay & Celaleddin Çelik), Adana: Karahan Kitabevi, 2006, s. 175-206.
TEKİN, Mustafa, “Dindarlık Bağlamında Amel-i Salih Kavramına Sosyolojik Bir Yaklaşım”, Dindarlık Olgusu (Sempozyum Tebliğ Ve Müzakereleri), Bursa: KURAV Yayınları, 2006,  s. 49-63.
TÜMER, Günay, “Din”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul: TDV, 1994, cilt 9, s. 312-320.
ULU, Mustafa, Dindarlığın Tanımı, Boyutları ve Ölçülmesi Üzerine Psikolojik Bir Araştırma –Erciyes Üniversitesi Öğrencileri Örneği– (Doktora Tezi), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimler Anabilim Dalı Din Psikolojisi Bilim Dalı, Kayseri: 2013.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir