300 kez görüntülendi.

Harikulade Yolculuklar

Yol, insanın rahatını kaçırır. Hedefin varlığını gerektirir. İçsel bir düşünce hâsıl eder. Aklın daha dinç olmasını sağlar. Yani bir insan için yolculuğun hem ruhî hem bedenî tarafı vardır. Bu çift taraflılığın yalnızca 21. yüzyılda yaşayan bizler için olduğunu düşünmeyin. Aksi takdirde bir yanılgıya kapılmış olursunuz. Yolculuk dediğimiz mefhumun bu durumu, insanlığın ortak bir özelliğidir. Hatta […]

Bir Kitapçı Çırağının Olağanüstü Hikayesi | Kitap İnceleme

Bir Kitapçı Çırağının Olağanüstü Hikâyesi: “Bu Seyahat Biz Doğunun Çocuklarının İçinden Geçer” Yıllar önce henüz lise yıllarındayken yazar bir öğretmenim vardı, kitabının adı “Herkes İçin Tarih” idi “ben de herkes kümesine dâhilim, bana da diyecek şeyleri vardır bu kitabın” diyerek adeta bana yazılmış gibi okumuş hususen benim için kaleme alınmış gibi hissetmiştim. O günlerden yıllar […]

Bir, İki, Üç, Dört

Masanın üstünde duran cam şişenin kapağını çevirdi, kapağın yarısından biraz fazla olacak şekilde şurubu kapağa döktü ve içti. Işıkları kapatıp yatağın derinleşen koynunda bir müddet soluklandı. Gözlerini karanlığa karşı kışkırtamayacağının idrakindeydi. Fakat karanlığa saplanan gözleri yokluğun içine düşmek istedikçe içinde büyüyen bir çentik çukurlaşıyordu. Birazdan ayyuka çıkacaktı aslı nasılsa hangi fikir deşmekteydi içindeki çentiği. Mümkün […]

Ya Mana Ya İnfiâl

Medeniyet, her daim tanımlanmaya çalışılmış bir kavram, bir mefhum olarak karşımıza çıkmaktadır. Mefhum diyoruz çünkü medeniyetin çok katmanlı anlamsal bir yapısı vardır. Medeniyet; fikri, eylemi ve bu ikisinin inşa ettiği değerleri kapsar. Bu yapı, medeniyetin bir cümle ile tanımlanmasını güç hâle getirmektedir. Nitekim tarih boyunca yapılan medeniyet tanımları, başka düşünürler tarafından ya eksik bulunmuş ya […]

Vefalı Bir Dost: Mehmet Âkif

Mehmet Âkif Ersoy birçok konuya hakim bir şairdir. Onun bu farklı alanlara mümeyyiz olması onun sadece bir şair olmadığı, zamanına ışık tutmuş bir münevver olduğunu da kuşkusuz göstermektedir. Türkçeye olan bağlılığı, Arapçaya olan vukufiyeti, musikiye duyduğu ilgi, ilme gösterdiği önem gibi sıralanıp gidecek nice alan vardır. Fakat biz bu yazımızda onun daha çok ahlaki seciyelerinden […]

Bir Gidiş Bir Geliş Öyküsü

Bir daha göreceğimden eminim o şehri, sokaklarını, yollarını şimdi anımsadığım anımsayamadığım her şeyi bir daha göreceğim. Şehri, şehir yapan nedir? İnsanlar mı parklar mı kahvehaneler lokantalar, ya okullar üniversite yekpare camdan mağazalar? Hangisi şehri şehir yapıyor, yoksa kalabalıklar mı? Orda olup da burada olmayan nedir ki beni eksik bir şehirde yaşıyormuşum hissine mecbur bırakıyor. Tekrar […]

İstanbul’da Bir Tütüncünün Hikayesi: Serduhani Mehmet Halis Efendi

Hikayemiz 1877’de Osmanlı-Rus Harbi sebebiyle iki kardeşin Erzincan’dan  İstanbul’a gelmesiyle başlıyor. O dönemde tütün tüketimi, tütünlerin köylerden getirilip harmanlanması, kıyılması ve sokaklarda satışa sunulması şeklinde gerçekleşiyordu. Bu iki kardeş, Mehmet ve Yusuf Efendi de sokaklarda bu usulde tütün satmaya başlıyorlar. Ellerinde terazi İstanbul’u sokak sokak dolaşan bu iki kardeş dönemin şartlarında geçimlerini zar zor idare […]

Bir Uyurgezerin Hikayesi

İçindeki karanlık gitgide büyüyor, büyüdükçe ruhunu sarıyor, sardıkça ruhunu sıkıyordu. Bu halet-i ruhiye bir iki haftadır Vacip’in içinde debelendiği fakat bir türlü yenemediği bir korku gibi etrafını sarmış onu derin bir eylemsizliğe sevk etmişti. Böylesi zamanlarda Vacip adeta, arzı bitmek tükenmek bilmeyen bir yol ve kendini büyük bir adım olarak telakki eder, düşmanından kaçarcasına yürümeye […]

Var Olmanın Duacası

Var olmak, nefes alıp vermenin ötesinde bir hâl. Bu öteliğin yaşamın her alanında pek çok sonucu var. Mesela kendimizi var hissettiğimiz yerlerde daha fazla bulunmak istememiz varlığımızın bir sonucu. Yine varlık düşüncemiz, kendimizi var hissetmenin ötesinde,  varlığımızı başkalarına hissettirmek ve bizden sonraki insanların bizim varlığımızdan haberdar olmasını istemek gibi eylemleri içerisinde barındırıyor. İşte buraya dikkat […]

Bir Nefes | Öykü

Zihni karmaşık düşüncelerle doluydu. Kendisine verdiği sözü tutamamış, binlerce düşünceyi zihnine davet etmişti. Bir yandan zihnindeki misafirlerle uğraşıyor diğer yandan cama değen yağmur damlalarını izliyordu. Damlalar dağıldığı vakit, buğulu camın ardındaki evlerin ışıklarına uzandı bakışları. Işık varsa hayat vardır; bir nefes, bir ses vardır, diye düşündü. Yeter ki “bir nefesi” olsun insanın, gerisi hallolurdu. Para […]

Kırk Adım | Öykü

Kaldırımın yola yakın tarafından göğe bakmak için başını kaldırdı Refik Bey. Bilinmez ki şu an kaç kişi Refik Bey gibi göğe bakmakta, aldığı soluğu bu kez de yukarı vermektedir. “Yılların eskitemediği gök, ne işler açtın başıma!” diye söylendi Refik Bey muhatabına yani göğe yönelerek. Bir yaş daha almıştı Refik Bey. Günyüzü göstermeyen Dünya, bir kez […]

Öykü | Babaannemin Evi

O dar, çıkmaz sokağa adım atmamla başlıyor her şey. Yer yer toprak ve çakılla, yer yer yaşlanmış bir insanın damarlarının belirginleşmesi gibi çatlakların dikkat çektiği betonla kaplı; zamanın yıpratıcılığından nasibini almış bu sokak, ürpertici bir geçmiş zaman hilkati gibi bir anda yükseliyor karşımda. Unutulmuş maziden, hafızanın kuytu köşelerinden, bilincin ışığının yıllarca uğramadığı izbe kıvrımlardan çıkıp […]

Fuzûlî’nin Leylâ vü Mecnûn Mesnevisi –Dîbâce-

Dîbâce, Divan Edebiyatında manzum eserlerin başında yer alan önsöz niteliğindeki bölüme verilen isimdir. Dîbâceler, eser hakkında başlangıç niteliğinde bilgi sunar. Ayrıca dîbâcelerde yazarın eseri yazma sebebi (sebeb-i telif), üslubu, sanat düşüncesi, sanata dair yorumları gibi birçok bilgiye yer verilir. Dîbâceler, genellikle mensur ve Farsça-Arapça terkiplerin ağırlıklı olduğu bir şekil özelliğine sahiptir. Ahenk unsuru olarak dîbâcelerde […]

Yazı ve Yazmaya Dair

Bir konuşma ya da yazma, içeriksel niteliği, yazarı ve muhatapları açısından farklı değerlendirme ve adlandırmalara sahip olmaktadır. Akademik çevrelerce kabul görmüş temelde beş çeşit konuşma/yazma türünden bahsedilmektedir. Yazımız bu adlandırmalar altında sadece akademik olan ve akademik olmayan türlerle alakalı kısa bir değerlendirme mahiyetindedir. Bunlar (belli bir hiyerarşiye göre) şu şekilde sıralanabilir: (1) Tartışma, Münakaşa (Polemic) […]

Anâsır-ı Erbaa ve İnsan Tabiatı

İnsan, yaratıldığı günden itibaren gözler önündeki en muamma varlık. Ruhu, zihni, fikri, tavrı ve dahi insan tanımı içerisinde yer alabilecek pek çok unsuru ile çözülmeye/çözümlenmeye çalışılan, açılan her bir düğüm ile biraz daha karmaşıklaşan alem ve bu alemin doğa ile en çok bütünleşen yapısı, mizaç. İnsan mizacı, antik çağdan itibaren akıllarda pek çok soru işareti […]

Bir Romanı Semboller Üzerinden Okumak

Daniel Defoe’nin; tüccarlık, ekonomistlik, gazetecilik ve söylentiye göre ajanlık yaptıktan sonra 1719 yılında 63 yaşında yayınladığı Robinson Crusoe adlı kitabıyla baş başayız. Edebiyat tarihçilerinin önemli bir kısmına göre İngiliz Edebiyatı’nın ilk romanı kabul edilen Robinson Crusoe, Türk edebiyatında da ilk çeviri eserlerden biri kabul ediliyor. Kitap gerek yalın ve akıcı üslubu gerekse konusunun ilginç bulunması […]

Fuzûlî’nin Leylâ vü Mecnûn Mesnevisi (Giriş)

Türk Edebiyatında birçok şair Leylâ vü Mecnûn hikayesine eserlerinde yer vermiştir. Kimi zaman mesnevi tarzında kimi zamansa gazel tarzında kaleme alınmış bu eserler geniş bir literatür oluşturur.  Şüphesiz bu literatürde en çok parlayan eser Fuzûlî (v.1556)’nin mesnevisi olmuştur. Eser 3086 beyitten müteşekkil olmakla birlikte “mefûlü-mefâilün-feûlün” veznindedir. Dibâce ile başlayan eser üç rubai ile devam eder […]

Cenneti Bulan Çocuk | Öykü

Güneşin en güzel doğduğu günlerden bir sabah vaktiydi. Etraf sonbahar sarılığında, toprak kızgın ateş gibi sıcaktı. Sokaklarda peçeli satıcıların bağırışları vardı. Evde ne ocak ne de bir kap sesi vardı. Anlaşılan bu sabah da birkaç hurma ile gün geçecekti. Fazıl bugün de dışarı çıkacak ve kervan develerinin aheste yürüyüşlerini seyredecekti. “Belki bir gün benim de […]

Kırmızıyken I Öykü

Yavaş yavaş iteklerdi arabasını. Sağ ayağı devamlı aksardı. Ağrısı, acısı da olurdu epeyce. Sağ eli okşardı, ovalardı aksayan bacağını. Bazen de soluk soluğa kalır, öksürmeye başlardı. Hemen bulduğu yere çöküp, ceketinin cebinden paketini çıkarırdı, kırmızı gülünü düşürmeden, bir sigara yakardı. Paketi özenle yerine yerleştirirdi. Ardından deri yeleğinin gözünden pamuk mendilini çıkarır, terini silerdi. Ha gayret […]

İki Kimlik Arasında Şeyhülislâm Yahyâ Efendi

Şeyhülislâm Yahyâ Efendi, 16. yüzyılın son yarısında yaşamış ve 17. yüzyılın ilk yarısına erişmiş uzun ömürlü şairlerimizdendir. Ankaralı Bayram-zâde Zekeriyya Efendi’nin büyük oğlu olup, 960 (1552) yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk eğitimini, muhitinde bulunan hocalardan, ailesinden ve şeyhülislâm olan babası Zekeriyya Efendi’den tahsil ettiği bilinmektedir. Ayrıca Abdülcebbar-zâde Derviş Mehmed Efendi de ders aldığı âlimler arasında zikredilmektedir. […]