6.757 kez görüntülendi.

Camide Kadının Ne İşi Var?

Camide kadının ne işi mi var? Durun hikayeme başından başlayayım. İmam bir baba ile Kuran kursu hocası bir annenin kızıyım. Çocukluğum cami lojmanlarında geçti. Caminin anahtarı evin giriş kapısının arkasındaki anahtarlıkta asılı dururdu. Kış akşamları o anahtara bakıp kardeşlerimle birlikte annemi nasıl ikna edeceğimizi düşündüğümüzü hatırlıyorum. Çünkü biz hoca hanımın çocukları ve komşumuz olan imamın çocukları caminin halıları üstünde oynamaya bayılırdık. Caminin ve kursun sobası kurulacaksa veya tamir işi varsa ailemizle beraber camiye gider dünyanın en konforlu ve geniş oyun alanının tadını çıkarırdık.  Cami benim temizliğini yaptığım, oyun oynadığım, din eğitimimi aldığım, anahtarına sahip olduğum evimdi. Caminin cemaatini oluşturan büyük ölçüde yaşlı amcalar sadece namaz vaktinde gelip giderken ben her an camideydim. Ben onları misafirim gibi görürdüm ama onların böyle düşünmediğini sonradan öğrendim.

Toplum gözünde çocuk olmaktan çıkıp kadın olarak görülmeye başladığım an, camiden uzaklaştırılmaya başladığım an oldu. Üstelik henüz bunu tam kavrayamayacak kadar küçüktüm. 12-13 yaşlarımdan itibaren camiye sadece vakit namazlarda gelen amcalar tarafından orada istenmediğimi duymaya ve hissetmeye başladım. Allah ile arama onları sokacak değildim. Hayatım boyunca hangi şehirde nerde cami gördüysem evim gibi hissettim, içeri girdim. Bu da demek oluyor ki pek çok şehirde pek çok camide benzer olaylar yaşadım. Ait olmadığım bir yere girdiğim için derhal uzaklaşmam gerektiği yönünde sözlü ve sözsüz mesajlar aldım. Ancak belirtmem gerekir ki işin aslı bununla sınırlı değil.  Hatıralarım arasından sizinle paylaşmak için üç farklı şehri seçtim.

 

Selimiye Camii (Sultan Selim Camii) – Konya

 

Yıl 2014 civarı yer Konya. Memleketime her gittiğimde yeğenlerimi toplar kütüphaneye, parka, camiye götürürüm. Uygulamalı ve gülmeceli hayat dersi yaparız. Uzun zamandır da meşhur Kapu Camii ve Mevlana Celaleddin Rumi Türbesi’nin yanı başındaki Selimiye Camii’nde, hem de açık havada teravih ve bayram namazlarını hep beraber kılıyoruz. Ancak her cami böyle değil. Bir gün yanımda sadece 5 yaşındaki kız yeğenim varken küçük bir mahalle camisine yaklaştığımızda ezan okunmaya başladı. Ben de her zaman yaptığım gibi cemaate yetişmeye karar verip yeğenimle birlikte camiye doğru yürüdüm. Oraya vardığımızda cemaat namaza durmuştu. Sessizce kapının hemen girişindeki hanımlar bölümüne, üst kata çıktık. Yeğenim de beni taklit ediyor, ahşap kokulu tarihi bir camide namaz kılmanın huşusunu yaşıyorduk. Namazdan sonra eksik rekatı tamamlayıp son sünnete durmuştum ki aşağıdan namazı bitirip cami kapısına gelen 3-5 cemaatin sesi duyulmaya başladı. Çıkmak üzerelerdi ancak birkaç tanesi yüksek sesle içerde kimsenin olmadığından emin olmak istiyordu ve kapıyı kapatıp kilitlemekten bahsediyordu. Yeğenim bunu duyunca birkaç merdiven inip “kapıyı kilitlemeyin biz varız” diye bağırdı. Küçük bir kız çocuğu sesi beklemeyen cemaat homurdanmaya başladı. Namazı bitirip yeğenimle beraber aşağı indiğimde ise beni bekleyen kızgın bir amca grubu ile karşılaştım. Camide bana kızıp “seni hırsız sandık, nasıl sessizce içeri girersin, git evinde kıl” diye çıkışmaya başladılar. Yeğenim korkmuştu. Onu derhal ortamdan uzaklaştırmak istediğim için konuyu uzatmadım ve imam ile görüşmek istediğimi söyledim. Birini gösterdiler. Ben de ona kendisini şikayet edeceğimi söylediğimde çekindi. Yakın zamanda camiden ayakkabılar çalındığı için panik yaptıklarını, kendisinin gerçek imam olmadığını, resmi imamın bir işi olduğu için gelemediğini söyledi. Ben ise onlara caminin herkese açık olduğunu ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da bunun için çalıştığını söyleyip orada ayrıldım. Çünkü sadece birkaç yıl önce Başkanlık, tüm yurtta konferanslar dizisi düzenlemiş ve “cami ve kadın” ile “cami ve çocuk” başlıklı konuşmacıların olduğu paneller organize etmişti. Müftülükler vesilesiyle personel ve halka yönelik olarak verilen konferanslara davetli konuşmacı olarak ben de katılmış, Erzurum ve Bayburt’a giderek caminin herkese açık olmasının önemini anlatmıştım. Camide kadın ve çocukları istemeyenler genelde cemaatten kişilerdi ve maalesef biricik yeğenim bu acı gerçekle henüz 5 yaşındayken tanışmıştı.

 

Halil’ur-Rahman ( Döşeme ) Camii – Şanlıurfa

 

Yıl 2007 yer Şanlıurfa. Konya’da araştırma görevlisi olarak çalıştığım yıllardı. Bir hoca arkadaşım ile uluslararası sempozyumdan kabul almıştık. Aynı otobüs bileti ile yan yana sohbet ederek Urfa’ya doğru yola çıktık. Ancak yolda aniden durduk. Bizden önceki sefer kaza yapmış, trafik aksamıştı. Epey bekledik. Üstelik o otobüsün yolcularını da bizim otobüse aldılar. Şehirlerarası otobüs bir anda şehir içi minibüsüne dönmüştü. Havasız ve zor bir yolculuktan sonra akşam saatlerinde varmayı umduğumuz Urfa’ya sabaha karşı ancak varabildik. O saatte sempozyumda görevli hocaları arayıp bizi almaya gelmelerini isteyemezdik. Hemen gurbetteki evimiz olan camiyi aradık ve doğruca en yakındaki camiye gittik ama kapısı kilitliydi. Biraz bahçesinde durduk derken bizi gören ve caminin müezzini olan beyaz sakallı bir hoca yanımıza geldi. Yolcu olduğumuzu ve camiye girmek istediğimizi duyunca hemen anahtarı getirdi camiyi bize açtı. Kimse bizi rahatsız etmesin diye bir dizi önlem aldı. Üstümde bir seccade ile uyuyakalmışım. Sadece kısa bir dinlenme de olsa en huzurlu uykularımdan biri oldu. Sempozyumdan sonra ise Urfa’ya gelen herkesin yaptığı gibi biz de Balıklı Göl’e gittik. Havuzun etrafı ve caminin avlusu oldukça kalabalıktı. Caminin kadınlar bölümü cami ana binasından ayrı bir oda şeklindeydi. Buraya imamın sesi hoparlör ile veriliyordu. Namazdan sonra ise Meşhur Halil’ur-Rahman Camini görmek istedik. Ancak caminin ana kapısına gidene kadar pek çok kişi bize kadınlar bölümünün dışarda olduğunu söyledi. Biz ise sadece camiyi ziyaret etmek istediğimizi söyleyerek kapıya kadar geldik. Ancak burada bir delikanlı önümüze dikildi ve bize “içeri giremezsiniz” dedi. Biz iki hoca hanım olarak ona cevap verince sesini yükseltti. Etrafımıza cemaatten toplananlar oldu. Sadece tarihi camiye bakıp çıkacağız diye sözler vererek içeri girdik ve direkt üst kata çıktık. Namaz vakti olmadığı için cami neredeyse boştu. Üst katta zaten kimse yoktu. Oysa hanımlar bölümü kadın ve çocuklarla dopdoluydu. Aslına bakarsanız pek çok kişi cami cemaatinin azaldığından dem vururken kadınların kendilerine ayrılan bölümlere sığmamaya başladığı henüz dillendirilmeyen sosyal bir gerçek. Cami cemaati denince kadın, çocuk, engelli gibi grupların akla gelmemesi de üzücü bir diğer gerçek.

 

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii – İstanbul

 

Yıl 2014 yer İstanbul. Marmara İlahiyatta yeni göreve başlamıştım ve sokak sokak kalacak ev arıyordum. Geçici olarak kaldığım evden bir an önce çıkmam gerekiyordu ama bir türlü kendime göre kiralık bir ev bulamıyordum. Kendimi çok üzgün hissediyordum. Üsküdar’da, ilan görürüm umuduyla evlerin camlarına bakarak yürüdüğüm bir sokakta ezan okunmaya başladı. Hemen oradaki güzel bir camiye girdim: Gül Camii. İsmiyle müsemma gül gibi bir camiydi. Çoğu zaman olduğu gibi hanımlar mahfilinde benden başka kimse yoktu. Namazdan sonra “Allah’ım evim yok, senin evine geldim” diye dua ettim. Çıktığımda ise cami cemaati olan yine yaşlıca amcalar cami avlusunda sohbet ediyordu. Beni görünce biri seslendi, “kızım bakar mısın?”. O anda “Allah’ım yine camiden kovulacağım ama şu an o kadar yorgun ve üzgünüm ki bunu bana yaşatma lütfen” diye dua ettim. Yanlarına gittiğimde “seni daha önce görmedik buraya yeni mi taşındın?” diye sordular. Ben de ev aradığımı söyledim. Ömrümün en güzel anılarından biri o an gerçekleşti ve o güzel yürekli insanlar birden bana ev bakmaya başladılar. “Ne güzel senin gibi gençlerin camiye gelmesi” dediler. İçlerinden biri beni alıp mahallenin emlakçısına götürdü. Benim için özel indirim bile istedi. Sonrasında Allah bana başka mahalleden bir ev nasip etti ama o yüreği güzel insanları asla unutmadım ve onlara hep dua ettim. Peki ya sonra? Yıl oldu 2019. Yıllardır insanlara din anlatan annem beni ziyarete gelmişti. Onunla beraber, kendi fakültemin camisinde bir vakit namazı kılıp çıktık. Caminin bahçesinde bir delikanlı bize yaklaşarak çatık kaşlarıyla “namazı bu camide mi kıldınız?” diye sordu. Ben “evet” deyince “sizin namazınız kabul olmadı” dedi. Aramızda kısa bir konuşma geçti. Öğrencim yaşındaki genç adama baktım ve 40 küsur yıldır insanlara din eğitimi veren emektar bir hoca hanım ile yıllardır Marmara İlahiyatta ders veren yetişkin bir hoca hanıma hem de kendi fakültesinin camisinde söylediği sözleri düşündüm. İçimden bir ses “bizi tanımıyor o nedenle böyle söylüyor” dese de tanısa da durumun değişmeyeceğini biliyordum. Hatta kimliğimizi bilse “bir de hoca olacaksınız” diye daha çok çıkışabilirdi. Bu noktada belirtmek isterim ki aslında mesele dini bilen bilmeyen ayrımı değil. Kot pantolon giydiği için, sakalı olmadığı için veya tırnakları ojeli olduğu için camide görülmek istenmeyen kişiler de var bu ülkenin bilinmeyen tarihinde.

Şimdi gelelim sadede. Size üç ayrı şehirden üç ayrı örnek verdim. Söylemek istediklerim ise şöyle:

  1. Kadınların camiye gelmesini istemeyen bir grup erkek cemaat vardır. Eskiden de vardı ve korkarım var olmaya da devam edecek. Bu vakıa, internette videoları yayınlanan Fatih Camii, Mihrimah Sultan Camii örnekleri ile sınırlı değildir. Camiye giden hemen her kadının aşina olduğu sosyal bir gerçekliktir. Üstelik durum göz ardı edilemeyecek kadar ciddi boyuttadır. Bunu aşmak için toplumsal kalıp yargılar yerine sağlam kaynaktan doğru bilgileri okuyalım. Yegane örneğimiz olan peygamber efendimizin mescidinde olanları okudukça hayretimiz artacaktır. Efendimizin özellikle bayram namazına herkesin gelmesi gerektiği vurgusu çok yüksektir. Valide Sultan Cami’nde bir bayram namazı sonrası hanım cemaatle bayramlaşırken Mısır, Kazakistan, Amerika gibi ülkelerden gelen kadınların bana “Türk hanımlar nerede?” diye sorduklarını unutamam. Kadınların camideki varlığının, hem asr-ı saadetteki hem de günümüzdeki diğer Müslüman ülkelerdeki uygulamalarını iyi öğrenelim derim.
  2. Kadınları camide istemediğini belirtenler cemaattir, cami görevlisi değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve dolayısıyla müftülüklerin son yıllarda camileri kadın erkek, genç yaşlı, görme engelli işitme engelli toplumun her kesimi için ulaşılabilir yapma çalışmaları oldukça fazladır. Eksen kayması yaşanmaması için bunu belirtme ihtiyacı duyuyorum. Özellikle son birkaç yılda büyük camilerde kadın mahfilleri ve lavabolarındaki düzenlemeler hızlı ilerlemiş durumda. Bu düzenlemelerin, mahalle camilerinde de artarak devam edeceğini umuyorum. Tabi ki zihniyet dönüşümü, mekan dönüşümünden çok daha fazla zaman alır. Çoğu zaman da genç delikanlı ruhlar ile dünyalık işleri azalmış olan yaşlı beyefendiler diğer insanları aydınlatma hissine sahip olur. Onların bu yaklaşımı kadınların camiye gelmeleri ile sınırlı değildir. Meseleye gelişim psikolojisi açısından baktığımızda farklı bir resim görebiliriz. Dahası zaman zaman yaşlı teyzelerin, küçük çocukları olan genç annelerin de camiye gelmemeleri gerektiği yönünde düşünceleri olduğunu gözlemlemek mümkün. Biz ise bu tartışmalara katılmadan ötekini yargılamak yerine camiye gelen herkesin huşu içinde ibadet edebilmesi için gerekli düzenlemeler üzerine düşünelim, yeni projeler geliştirelim.

  3. Bu tür haberleri görünce hemen kızgınlık mesajları atıp sağa sola saldırmayalım derim. Her zamanki gibi sosyal medyada iyi örnekler görülmüyor ve kötü örnekler maalesef insanları kendi ideolojilerini ispatlamak için kullandıkları bir araca dönüşüyor. İtidalli bir yol tutmayı, olumlu ile olumsuz tüm gerçekleri bir arada görmeye çalışmayı göz ardı etmeyelim. Kadınları camiye buyur eden ve camiye eşleri, anneleri, kızlarıyla gelen beyefendilerin, camide kadınları görmek istemeyenlerin gölgesinde kalmasına izin vermeyelim.

  4. Kadınların kamusal alanlarda var olmasının istenmemesi camilerle sınırlı değil. 38 yıllık hayatımda camiye alınmak istenmediğim kadar üniversiteye, kütüphaneye, mezarlığa da alınmak istenmediğim anlar var. Bu tutumu sergileyenlerin kendilerince sebepleri de var ama apaçık ortada duran bir gerçek daha var. Kendilerine ayar çekmeye çalışan ve hangi kalıplara göre nasıl davranmaları gerektiğini söyleyenler hep olsa da kadınlar bu alanlarda var olmaya devam ediyor. Üstelik de çoğunlukla çatışmaya girmeden, sakin ve emin adımlarla kendi yollarında yürüyorlar.

  5. Son sözüm ise biz kadınlara, özellikle de genç ve yürekli kadınlara. Duygularına yenilerek bize incitici sözler söyleyen kimselerle karşılaşırsak akıllı ve mantıklı davranmak bize düşüyor demektir. Onlar gibi duygusal tepkiler vermemeye çalışalım ve zarafetimizi yitirmeyelim. Bu konuda başarılı olduğumuzu da görüyorum. Her şart ve koşulda koruduğumuz iç huzurumuz ve doğrularımız doğrultusunda yaşama azmimiz en büyük hazinemizdir. Allah ile aramıza kimsenin girmesine izin vermeyelim ki huzurumuz ve azmimiz daim olsun.

 

YORUMLAR

  1. Hocam çok güzel bir yazı olmuş, bende bir imam kızı olarak,benzer şeyler yaşadım. Toplumumuzun kanayan yarasına parmak basmışsınız. Temennilerinize bende katılıyorum. Yüreğinize,kaleminize sağlık.

  2. Hocam kaleminize emeğinize sağlık.
    Yaşananları ve hissettiklerimizi çok güzel anlatmışsınız.

  3. Çok güzel anlatılmış aynen katılıyorum. Bundan 30 sene önce hiç cameye giremiyorduk Ayrı bayan bölmesi yoktu ayrı abdest alma yeri yoktu şimdi hepsi var çok şükür . Allah namaz kılan bayanların sayılarını artırsın inşaallah buna da çözüm bulunur.

  4. Elinize Yüreğinize sağlık gayet yerinde açıklayıcı ve çözümler de sunan bir yazı olmuş

  5. Hocam çok teşekkür ederim. Ben de imamlıktan gelen bir müftü olarak belirtmek isterim ki, bu dedikleriniz içerisinde maalesef çok önemli oranfa kadınkar da var. Onlar bile buna karşı çıkabiliyor.
    İnşallah en kısa zamanda bu yanlış algılar düzelir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir