248 kez görüntülendi.

Bizans’ta Din, Devlet ve Toplum

Din-devlet ilişkilerini anlamak, Bizans’ı anlamak için kilit bir öneme sahiptir. Çünkü milli bir yapıya sahip olmayan Bizans için din, kendi yapısındaki farklılıkları tek çatı altında birleştirme gayesi içerisinde önemli bir konumda yer almaktadır. Ancak Bizans’ın din ile olan ilişkisi yalnızca “birleştirici unsur” kavramıyla açıklanamaz. Bizans tarihini derinden etkileyen Hristiyanlık, birleştirici unsur olmanın ötesinde, aynı zamanda özellikle iç mücadelelerin temel sebebidir. Her hâlükârda dinsiz bir Bizans düşünülemez. Bu anlamda Bizans tarihinin her döneminde imparatorlar tarafından yapılan icraatlar ve halk hareketleri ya dine karşı, ya dine rağmen ya da din ile birlikte gerçekleştirilmiştir. Dindeki ve devletteki temel meselelerin neliği ise tarihi süreç içerisinde çeşitli farklılıklar göstermiştir.

Roma, önceleri Hristiyanları bir Yahudi grubu olarak görmüş ve bu sebeple herhangi bir karşı tutum sergilememiştir. Ne var ki, Hristiyanlığın toplum içerisinde yayılması ve ayrı bir din olarak temayüz etmesiyle birlikte özellikle ilk üç asırda Hristiyanlara büyük işkenceler uygulamıştır. Hristiyanlar bu süreç içerisinde hapsedilmiş, dövülmüş, diri diri yakılmış ve hatta arenalarda aslanlara atılmaya varan işkencelere maruz kalmışlardır. Konstantin’in İmparator olmasıyla birlikte ise rüzgâr Hristiyanlardan yana esmeye başlamıştır. Yayımlanan “Milano Fermanı” ile birlikte Hristiyanlar hareket özgürlüğü kazanmışlardır. Konstantin’in Hristiyanlığı kabul etmesinde siyasi meselelerin yanı sıra Hristiyanlığın geçirdiği iki yüzyıl içerisinde Roma kültürü ve yapısına uygun hale gelmesinin de etkili olduğu söylenmektedir.

Büyük Theodosios (ö. MS 395) ile birlikte 381 yılında Hristiyanlık resmi devlet dini olmuştur. İmparatorluk bu süreç içerisinde din ile bütünleşerek farklı bir yapıya bürünmüştür. Bizans’ta imparatorun kudreti, kutsiyeti ve devlet ile din arasındaki sıkı bağ Bizans yıkılana kadar güçlü bir şekilde devam etmiştir. Daha önce Roma döneminde imparator daha sıradan bir insanken –ki bunu taç giyme törenlerinin basitliğinden de görebiliriz- Bizans’ta İmparator sadece ordunun ve devletin değil aynı zamanda dinin de başı olmuştur. Yani bu anlamda Bizans’ta imparator hem dini hem de dünyevi bir lider olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim İstanbul’un başkent olmasından sonra Hristiyanlığın kabulü ile birlikte İmparatorluğun yüzü de değişmiştir. Hristiyanlaşan yeni başkent, toplum ve devlet bu dönüşümle birlikte Roma’dan farklı bir yapıya bürünmüştür.

Bu süreçte Hristiyanlık, devlet tarafından resmen tanınmanın ötesinde, Konstantin tarafından halkı birleştirici ve mobilize edici bir unsur olarak görülmüştür. Ancak pagan bir yapıya sahip olan Roma’nın Hristiyanlığı kabulü ile Hristiyanlık paganlaşmış, özellikle devlet üzerinde mezhepleşmenin etki ve mücadeleleri -oldukça etkin bir şekilde- görülmeye başlamıştır. Aryusçuluk, ikonoklazm, teslis, Hristiyanlığın kendi içindeki itikadi yorumları, güç dengeleri, İstanbul-Roma-Doğu kiliselerinin ayrışması gibi pek çok husus ihtilaf ve mücadeleler için bir dayanak noktası oluşturmuştur. Kiminle ve ne zaman mücadele edileceği ise İmparator ve halkın kimin tarafında durduğu sorusunun cevabına göre şekillenmiştir. Bir zamanlar zulüm gören bir taraf ileri bir tarihte yüceltilmiştir. Örneğin önce diyofizitler desteklenirken monofizitlere baskı uygulanmış daha sonra durum tersine dönüştür. Yine devletin desteklediği ikonoklazm hareketi bir zamanlar tasvirleri yok ederken, ileri bir tarihte kendileri yok olmanın eşiğine gelmiştir.

Bizans için din, sadece mücadelelerden ibaret de değildir. Aynı zamanda devleti ayakta tutan ve onun ömrünü uzatan en önemli unsurdur. Yani dinin bedeli Bizans için ağır olmakla birlikte aynı zamanda mükâfatı da çok olmuştur. Özellikle fetihlerle genişleyemeyen Bizans için din, emperyal bir gücün kaynağını oluşturmuştur. Bu anlamda Rusların Hristiyanlaştırılması, Bulgarların ve Balkanların Bizans’ın nüfuz alanına alınması Hristiyanlığın yayıcısı olan misyonerler eliyle gerçekleştirilmiştir. İfade edilen bu yayılma devletin Batı’dan gelen tehlikeleri önlemesinin yanı sıra ömrünü en az beş asır uzatmıştır. Yine imparator din eliyle kutsallaştırılmış ve devlet tamamen meşru ve dinsel bir yapıya büründürülmüştür. Yani devlet kendisinin yönetimine açık olan kilise gibi önemli bir yapıyı yönetimi için kullanmıştır. Tabii bunları söylerken tarihteki din-devlet ilişkilerini yalnızca çıkar ilişkisi ile yorumlamanın oldukça eksik olduğu da ifade edilmelidir.

Bu noktada özellikle İkonoklazm hareketi için bir paragraf ayırmak isabetli olacaktır. “Put kırıcılığı” olarak ifade edilen bu hareket, tasvir karşıtlığı sebebiyle hem dini inanış hem de bu inanışın devlete etkileri bağlamında önemli bir yerde durmaktadır. Tasvircilik bu anlamda İstanbul ve Roma kiliselerinin arasını iyice açmış ve dini paganlaştırmıştır. Tanrı somutlaştırılmış ve her eve girmiştir. Somutlaşan Tanrı’nın önünde dua edilmiş ve dini ritüeller gerçekleştirilmiştir. Bu somutlaştırma yapılırken de daha soyut olan İsa’nın dünyaya gelmeden önceki resimlerini yapmak uygun bulunmamıştır. Başlangıçta ikona hareketine karşı olan Bizans’ın bu tutumu, özellikle İmparatoriçe İrene (ö. MS 803) ile büyük bir dönüşüm yaşamıştır.

Bizans tarihinde din-devlet ilişkileri bakımından çokça önem taşıyan bir diğer olgu ise konsillerdir. İznik (MS 325), İstanbul (MS 381), Efes (MS 431), Kadıköy (MS 451), İstanbul (MS 553), İstanbul (MS 680-681), İznik (MS 787) gibi birçok yerde ve zamanda ihtilafların giderilmesi için imparatorlar eliyle toplantılar düzenlenmiştir. Bu toplantılar daha çok kelâmî sebeplerden ötürü gerçekleşmiştir. Özellikle sayılan ve tüm Hristiyanlar tarafından kabul edilen bu yedi konsildeki tartışmalar daha çok teslis, kutsal ruhun ve Hz. İsa’nın mahiyeti ve ikonalar gibi konular hakkındadır. Bu konsillerden bazılarına imparator bizzat iştirak etmiştir. Bu toplantılarda kimi zaman sakinleştirici kararlara varılmakla birlikte kimi zaman alınan kararlar daha büyük problemlerin doğmasına sebep olmuştur.

Bizans toplumu için din sosyal ve sanatsal açıdan da önemli bir yere sahiptir. Hatta Bizans toplumu Hristiyanlıkla özdeşleşmiştir. Dinin etkisi hayatın her alanında yaygın bir şekilde görülmüştür. Eğlenceden yemek kültürüne, edebiyattan sanata her şeyin şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Örneğin Bizans toplumunda ortaya çıkan sanatçıların dini sınıftan kimseler olması ve sanatın da dini amaçla yapılması bunun bir göstergesidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir