640 kez görüntülendi.

Bir Karar Verilemezlik Durumu Olarak Anlam

Çöl, aporia’nın paradoksal bir figürü değil midir?
Belirlenmiş ya da güvenilir bir geçit yok,
Her durumda bir yol yok, olsa olsa güvenilir olmayan patikalar;
yollar henüz açılmamıştır,
tabi eğer çoktan üzerleri kum tarafından örtülmediyse.
-Jacques Derrida

 

“Bir karar verilemezlik durumu olarak anlam”ın ne ifade ettiği fazlasıyla bulanık gözükmektedir. Hayatının her anında karar vermek durumunda olan bizler için karar verilemezlik ne ifade edebilir? Anlamın sürekli ertelendiği, karar verilemezlik durumunun hakim olduğu bir alan daha çok kaosu çağrıştırmakta, çoğu zaman bu şekilde anlaşılmaktadır. Bütün bunları farklı bir tarzda anlamanın imkanı var mıdır? Biz burada farklı bir tarzda anlamanın imkanını soruşturmayı deneyeceğiz. Bunu yaparken hem bu yazıyı kaleme alan, hem de bu yazıyı okuyan kişi bunun son derece mütevazi bir girişim olduğunu aklından çıkarmamalıdır.

Anlamı elinde tutma iddiasından vazgeçmiş olmak farklı olana karşı bir tür açıklığı, ona kulak vermeyi, ona maruz kalmayı ve ondan etkilenmeyi beraberinde getirmektedir. Bu maruz kalma sizi siz olmaktan çıkarabilecek türden bir maruz kalma olabilir. Geriye dönüp bir bakın. Ben diyebileceğiniz, yekpare bir ben mi, yoksa sürekli maruz kalan ve bütünlüğü parçalanan bir ben ile mi karşılacaksınız? Bir bütün olarak ve bir öze sahip olmak bakımından ben’i ben yapan özelliklerinizi bir düşünmeye çalışın. Bunlara, birilerine, bir şeylere maruz kalarak sürekli parçalanarak bir ilişkiler bütünü olarak mı sahip oldunuz yoksa daima koruduğunuz bir öz olarak bir ben’e mi sahipsiniz? Bir bütün olarak saf bir özneden bahsedebilir miyiz? Fazlasıyla karmaşık süreçlerin sonucunda kendimizi bulduğumuz bu zemine güvenmeli miyiz? Yahut bu zeminin de elbet birgün altımızdan kayıp gideceğine, zeminin bir tür zeminsizlik olduğuna mı hükmedeceğiz?

Anlamın sürekli ertelenmesinin, karar verememenin bir tür intihar olarak görülmesi son derece muhtemeldir. Zira biz sıradan insanların sıradan hayatlarında dahi alması gereken kararlar bulunmaktadır. Yüzlerce, binlerce,  milyonlarca insanın hayatını ilgilendiren kararlar almak zorunda olan insanları ve karar verilemezliğin olduğu bir dünyayı birlikte düşünmek son derece zordur. Bir devlet başkanının ülkenin tamamını ilgilendirecek bir kararı askıya alması, karar vermemesi söz konusu dahi olamaz. Ya da bir hakimin karar almak yerine, “karar veremiyorum, anlam sürekli kendini geri çekiyor, duruşmayı sonsuza dek erteleyeceğim” dediğini duymak sanığın sinirlerini altüst edecektir. Karar verilemezlik bu durumda kendini müebbet hapis olarak sunacaktır bize. Derrida’yı ise mahkeme salonunda bir kenarda pis pis sırıtırken görmeniz işten bile değil.

Bu tür bir karar verilemezliğin yıkıcı olduğunu düşünmekte haklısınız. Ancak bu tavır kendini bir tür hassasiyet olarak da sunabilir. Öncelikle hayatta birçok önemsiz ve ciddi kararlar aldığımızı teslim etmeliyiz. Karar verilemezliğin bir tür açıklığı, olasıklara karşı açık olmayı beraberinde getirdiğini de söylemiştik. Her hadisenin, karşımıza çıkan her durumun, maruz kaldığımız her şeyin birbiriyle büsbütün aynı olmadığının, belirli kategorilere sıkıştırılamayacağının bilincinde olmak; karşılaştığımız her duruma, her hadiseye yahut hakim örneğinde olduğu üzere her davaya kendi özgüllükleri üzerinden yaklaşmamıza yardımcı olacaktır. Çeşitli insani kaygılar, dilin yapısı vs. gibi nedenlerle kategorilere sığındığımızı inkar edemeyiz. Çoğu zaman benzer olduğunu düşündüğümüz hadiselerin tamamını tek bir hadise olarak değerlendirmek durumunda kaldığımızı da inkar edemeyiz. Ancak bunun fazlasıyla aceleci bir tavır olduğunu da peşinen eklemeliyiz. Karşımıza çıkan her hadisenin hem benzer hem de farklı olduğuna dair farkındalık bizi daha hassas kılabilir. Böyle bir tavır peşin hükümlü olmanın, anında karar vermenin önüne set çekebilir. Meseleyi olabildiğince askıya almak, nihai karara varmadan önce meseleyi etraflıca anlamaya gayret etmek ve birgün aynı şeye bizimde maruz kalabileceğimizi aklımızdan çıkarmamak karar alma noktasındaki hassasiyetimizi pekiştirecektir diye düşünüyorum. Özellikle alacağınız bir karar bir insanın hayatını etkileyecekse durup düşünmek için daha fazla nedeniniz var demektir. Meseleyi olabildiğince kuşatmak, olabildiğince anlamaya çalışmak, verilecek ani bir karar yerine kararınızı bir süre askıya almak karşı taraf adına daha hakkaniyetli olacaktır düşüncesindeyim. Karşınızdaki kişinin bulunduğu noktaya hangi süreçler neticesinde geldiğini, bugüne kadar yaşadıklarını, onun durumuna has olanın ne olduğunu etraflıca düşünmek daha adil olacaktır. Karar vermek durumundayız, istesek de istemesek de. Vereceğimiz her karar özellikle birilerinin hayatına dokunuyorsa olabildiğince kararı askıya almalı, hadiseyi olabildiğince kuşatmayı denemeliyiz. Bu husus özellikle adalet dağıtanlar için elzem gibi gözükmektedir. Elbette buradaki tek sorumluluk yalnızca onlara ait değildir.

Ulaştığımız neticenin mutlak adalet, mutlak hakikat, mutlak anlam olmadığını söylemek durumundayız. Kategorilerin parçalandığı, iç içe geçmişliğin hüküm sürdüğü yerdeyiz zira. Karmaşıklık çoğu zaman olumsuz olarak görülse de bir lütuf olarak da ifşa edebilir kendini. Bu bizi daha hakkaniyetli olmaya sevk edecek, karşımızdakini tamamen başka sayıp onun üzerinde hakimiyet tesis etme girişimine ve radikal öteki olarak karşımıza koyduğumuza yönelik şiddete mani olacaktır. Unutmamak gerekir ki bugün görmezden geldiğimiz, yok saydığımız şey bizlere dokunduğunda ses çıkarma hakkımızı çoktan kaybetmişiz demektir. Öteki bizim aynımız olmadığı gibi büsbütün başkamız da değildir. Dilin gücüne sırtımızı dayayıp kurduğumuz karşıtlıklar zannımca hakkaniyeti zedelemeye fazlasıyla teşnedir. Bu yazıma sevgili Ümit abinin sözleriyle son vermek istiyorum: “Çok şükür bugün de birilerini anladık.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir