575 kez görüntülendi.

Bir Gamanın Altında Binbir Millet

“Gama” denildiğinde insanların aklına gelen şeyler genelde “gamalı haç”, “gama ışını” gibi kavramlardır. Peki, “gama” kelimesi neyi ifade etmektedir? Yunan alfabesinde bir harf olan “gama”nın bir diğer ismi ise svastikadır. Bu mefhumu daha net bir şekilde anlayabilmemiz için “svastika” kelimesi üzerinden gitmemiz daha uygun olacaktır. Sanskritçede “iyi olmak” anlamına gelen svastika, geçmiş birçok millet ve medeniyetin ortak sanat anlayışının bir göstergesi olan sembollerdendir. Diğer bir ifadeyle, evrensel bir semboldür. Örneğin, Hong-Kong Sanat Müzesi’nde bulunan, Majiyao kültüründe kullanılan Neolitik Döneme ait toprak kapların üzerinde ve yine Hinduizm’de yaratıcı tanrı olarak kabul edilen Brahma’nın iki formundan biri olarak kabul edilen Buda’nın bir sembolüdür. Çin’de “sonsuzluk”, Hristiyanlıkta ise “zafer”dir ve tüm bunların yanında Anadolu’daki Türk-İslam medeniyetinin oluştuğu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde halı, kilim, resim ve hat gibi çeşitli sanat dallarında argüman olarak kullanılmıştır. Ahmet Yesevi’nin türbesinde bulunan svastika örnekleri de bu kullanımın yaygınlığının bir göstergesidir.

Bu noktada dikkatinizi svastikanın Hristiyanlıktaki anlamına çekmek istiyorum: Zafer… Svastika, Hristiyanlığın köklerinin uzandığı medeniyet olan Roma’da hangi renkten olduğu meçhul bir elma vasfı kazanmıştır. Bundan dolayıdır ki ilk gama kavramı Bizans’ta kullanılmıştır.

Temeli Bizans’ta atılan bu kavramın 1945’te yeniden karşımıza çıktığını görüyoruz. İkinci dünya savaşı öncesinde ve savaş sırasında Nazi Almanya’sının semalarında dalgalanan gamalı haç bayrağı, Hitler’in partisi olan Nasyonal-Sosyalist Alman İşçi Partisi’nin (NSDAP) ve Hitler’in tüm dünyaya hakim olma düşüncesinin sembolleştirilmiş haliydi. O ne renk olduğu meçhul elma, bu şekilde yeniden karşımıza çıkıyordu. Ne var ki, Hitler’in bu faşist ya da şoven dalgası fazla sürmedi. İkinci dünya savaşı bittikten sonra III. Reich yıkılmış ve Alman semalarında dalgalanan bu bayrak artık -zahiren de olsa- tarihe karışmıştı. Bu şovenistlik savı, yerini kozmopolitanizme; yani tüm dünyada ortak kültür, tüm dünya tek devlet düşüncesine bıraktı. Birbirine zıt gibi görünen bu iki kavram, aslında Avrupa için bir farklılık addetmemektedir. İkinci dünya savaşının sona ermesinden günümüze kadar Alman semalarından düşen gamalı haç (şovenizm) zihniyeti tüm Avrupa semalarında kozmopolitanizm görüntüsü altında dalgalanmaya devam etmektedir.

Avrupa’yı içten içe yakıp kavuran bu hastalıklı zihniyet, tüm dünyayı bu gamalı haç şemsiyesi altında toplamak istiyor. İlk bakışta masum ve eşitlikçi görünen bu zihniyet, Avrupa’nın yeni bir ihraç metaı, kokain gibi… İnsanlık şuurunu felce uğratan bir zehir. Bu zehri içmeyenler çağdışı oluyor. Bu itham, iftiraların en abesi. Aynı çağda farklı çağlar olması mümkün olurken, çağdaşlaşmak ne için Hristiyan Batı’nın putlarına özel olsun. Ancak Batı’nın egosantrik düşüncesi, bu hakikati görmede gözlerinin önüne bir duvar gibi çekilmiş durumda. Bu nedenledir ki Avrupa kendine benzemeyen milletlere vahşi bir yaratık gibi saldırıyor. Bir gamanın altında her milletin rüyasını görüyor ve bunu zafer olarak adlandırıyor. Peki ama neyin zaferi? Bu rahatsız egonun zaferi kime fayda getirebilir ki? Onlara göre her millete, her bireye…

Sözde kozmopolitanizm diyen Avrupa, Roma-Germen şovenistliği yapmakla tüm dünyayı aynı kültür üzere yeniden doğurmaya çalışıyor: Roma-Germen kültürü. Tarihin görünen penceresindeki “gama” evrenseldi. Lakin günümüz dünyasında Avrupa bu evrenselliği kendi boyutuna taşıdı. Günümüzde birçok millet bu şemsiyenin altını bir melce olarak görüyor, oradan nasiplenmeye çalışıyor. Avrupa’nın rüyaları gerçekleşiyor daha doğrusu kendi şuurunun farkına ermemiş milletler, Avrupa’nın afyonuna kapılıyor ve bu “gama’nın” altına kendi isimlerini yazdırıyorlar. Bu bir şeref, bir onur, yeni bir teceddüt oluyor onlar için. Bir gamanın altında binbir millet, afyon yutturulmuş binbir sarhoş gibi birbirine çarpıyor.

Artık gama, Yesevi’nin türbesinin duvarlarında, Brahma’nın ikinci avucunda, Osmanlı halılarıyla yerleri süslemekte değil, tüm şirreti ile tam üzerimizde dalgalanmakta.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir