936 kez görüntülendi.

Antik Bir Sembol: Davut Yıldızı

Eski çağlardan bu yana insan görülmeyen hakikati var olanda ezelileştirmek için çeşitli sembollere başvurmuştur. Soyut olanın kuvvetlendirilmesi ve anlaşılır kılınması sembollerle mümkündür. Bu sembollerden biri de altı köşeli yıldız heksagramdır. Heksagramın ilk defa kimler tarafından kullanıldığı bilinmemekle birlikte ilk kalıntılarına İskandinavya’da Taş Devri’nden kalma toprak bir kasede rastlanır.

(Güney Afrika Cape Town‘da Orta Taş dönemine ait 70 000 yıllık duvar yazısı altı köşeli yıldız.)

Tarih öncesi devirlerden bu yana her inanç ve kültürde yer bulan altı köşeli yıldız Kadim Hint’te güneşi, Hermetik gelenekte evreni, Pagan inançlarında bereketi, Doğu kültürlerinde madde ile mana ve iyi ile kötü gibi zıtlıkları simgelemektedir. İslamiyet öncesi Türklerde On İki Hayvanlı Türk Takvimi’nde bir burç sembolü olarak, Hunlarda ve Uygur Türklerinde damga olarak kullanılmıştır.

(Uygur Türkleri, Budizm’e dair bir mağara resminde altı köşeli yıldız.)

Altı köşeli yıldız Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta “Davut Yıldızı” olarak bilinirken İslam geleneğinde “Süleyman Mührü” olarak köklü bir geçmişe sahiptir. Yahudilik ve Hıristiyanlıkta İslam geleneğinde altı köşeli yıldız şeklinde olduğuna inanılan Süleyman Mührü’nün beş köşeli yıldız şeklinde olduğu kabul edilir. Arkeolojik bulgular altı köşeli yıldızın beş köşeli yıldızdan üç bin yıl önce kullanıldığını kanıtlar. Altı köşeli yıldız yaygın olarak “Davut Yıldızı” ismiyle bilinir. Bugün Davut Yıldızı İsrail bayrağında tanrının koruyuculuğunun bir simgesi olarak muhafaza edilmekle birlikte Yahudi kimliğinin evrensel bir sembolüdür.

Yahudi İnancında Altı Köşeli Yıldız

Yahudilik’te altı köşeli yıldız, “Davut Yıldızı” veya “Davut Kalkanı (Magen David)” olarak isimlendirilir. Magen kelimesi İbranice’de koruyucu, savunucu ve kalkan anlamındadır. Yahudi kutsal kitabı Eski Ahit’te ve Talmud’ da bu tabirlerin hiçbiri geçmemektedir. İç içe geçmiş iki üçgenin Davut ismini sembolize ettiği söylenir. Davut İbranicede Dalet-vav-Dalet  (דוד) harfleriyle yazılır ve erken dönem İbrani alfabesindeki Dalet Yunan Alfabesindeki deltaya benzer. İki deltanın birleşimiyle Davut Yıldızı oluşur. Davut Yıldızı’nın Davut ismini sembolize ettiğine dair inanış bu sembolün Yahudi geleneğinde kabul görmesini kolaylaştırdığı gibi Yahudiliğe aidiyetinin ispatı için öne sürülmüş bir hipotez de olabilir.

Yahudi inancında Hz. Davut’un sadece kral olduğu kabul edilir. Kral Davut Golyat ile savaşmadan evvel kalkanına altı köşeli bir yıldız olduğu ve bu yıldız ile kalkanın arkasına sığınır gibi tanrının korunmasına sığındığı anlatılır. Bir başka efsaneye göre Golyat’ın kalkanını büyük bir yıldız süslemektedir. Kral Davut Golyat’ı öldürdükten sonra kalkanına sahip olmuş ve askerlerinin zırhlarına tanrısal himayenin bir sembolü olarak altı köşeli yıldız yaptırmıştır. Bu inanış Yahudi dualarında “Tanrı benim kalkanımdır.” şeklinde yer almıştır.

 Yahudilerin öne sürdüğü bir başka hipotez de Kitab- ı Mukaddes’in ikinci kitabı olan Çıkış kitabında anlatıldığına göre İsrailoğullarının Mısır’dan Tanrı’nın kendilerine vaat ettiği Kenan topraklarına (Filistin) ulaşmaları kırk yıllık bir süreci kapsar. İsrailoğulları bu yolculuğa on iki boy olarak çıkar ve yolculuğu tanrıdan aldıkları ilahi emirler doğrultusunda konar-göçer olarak tamamlar. Her bir boyun güvenliği sağlamak amacıyla aldıkları askeri bir duruş vardır. Bu duruş altı köşeli yıldız şeklinde olup kadınlar ve çocuklar üçgenin kesişmesi sonucu meydana gelen altıgen alanın içinde yolculuklarını sürdürmüşlerdir.

Yahudi geleneğinde altı köşeli yıldızın ilk kullanımına İsrail’de Beytel yöresinde rastlanır. MÖ 10-20 yılları aralığında tarihlenen mimari bir yapıda, MÖ 4. yüzyıldan kalma bir mühürde ve MS 4. yüzyıla ait Lübnan’da bir sinagogun duvar süslemesinde rastlanılan erken dönem kullanımlarında Davut Yıldızı’nın özel bir mana taşımadığı ve dekoratif amacın ötesine geçmediği kabul edilir.

Altı köşeli yıldızın Davut Yıldızı olarak adlandırıldığı ilk yazılı örnek 13. yüzyılda Kabalist Yosef Gikatilla’nın eserlerinde görülmektedir. Altı köşeli yıldıza Ortaçağ’da daha çok Hıristiyan ve Müslüman mimarisinde rastlanırken Yahudiler dini bir sembol olarak yedi kollu şamdanı (Menora) kullanmışlardır.

Davut Yıldızı 14. yüzyılda ilk defa dini bir sembol olarak Prag Yahudi Cemaati tarafından kullanılmıştır. Yahudi basın tarihinin bilinen ilk İbranice dua kitabı 1512’de Prag’da basılan Sefer Tefriot’tur. Bu kitabın kapağında Davut Yıldızı’na rastlanır. Kolofon kısmında şöyle yazılıdır: “Babalarının evinin bayrağı altındaki herkes… ve o Davut’un Kalkanı’nı tutan herkese cömert bir hediye sunma hakkını elde edecektir.”

Davut Yıldızı 17. yüzyılda kabalistlerin kullanımı sonucu Mesih beklentisinin ve Hz. Davut’un kalkanının bir sembolü haline gelmiştir. Bu sembolün Mesih beklentisi yorumu sahte Mesih Sabetay Sevi’nin taraftarları arasında revaç bulur ve Davut Kalkanı “İsrail Tanrısının Mührü” olarak tasvir edilir. Buna rağmen bu yorum özel bir gruba has olarak kalmış, halka mal olmamıştır.

19. yüzyılda Davut Yıldızı Avrupa’da bazı Yahudi ailelerin kullanımıyla birlikte Yahudiliği sembolize eden yeni bir kimlik kazanmaya başlar. 1822 yılında Avusturya İmparatoru tarafından Rothschild ailesine altı köşeli yıldız üniformalarında taşımaları üzerine asalet unvanı olarak verilir.

Theodor Herzl’ın çıkardığı ‘Die Welt’ adlı Siyonist dergide altı köşeli yıldızı kullanması, Siyonistlerin onu Siyonistliğin bir sembolü olarak benimsemelerini sağlar ve 1897 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde gerçekleşen ilk Siyonist kongrede altı köşeli yıldız dünyada Siyonist hareketin evrensel bir sembolü olarak kabul edilir.  Bu hareketle birlikte Davut Yıldızı Yahudiler için yeni umutların ve Filistin’de Yahudi devleti kurma hayalinin bir nişanesi olur. Ünlü kabalist Gershom Scholem’e göre Hıristiyan dünyasında kabul edilen haça karşılık Yahudilerin de özgün bir sembol benimseme ihtiyacı doğmuş, dolayısıyla Davut Yıldızı yaygınlıkla tanınıp sevilmiştir.

1930’larda ve 1940’larda Nazilerin işgal ettiği ülkelerde yaşayan Yahudiler İkinci Dünya Savaşı sırasında kollarına kolluk veya göğüslerinin üst kısmına rozet olarak üzerinde ‘Jude’ yazan sarı bir Davut Yıldızı takmaya mecbur edilirler. Utanç nişanesi kabul edilen bu rozetin amacı Yahudilerin tanınmaları ve kolay şekilde toplanmaları içindir.

(Nazi Almanyasında ‘Jude’ yazan rozetle Yahudiler)

Aynı dönemde İngiliz kumandası altındaki beş bin kadar gönüllü Yahudi askerinin kurduğu ve tarihte Jewish Brigade (Yahudi Tugayı) olarak tanınan birliğin üniformalarının kollarını da Davut Yıldızı süsler fakat Davut Yıldızı bu sefer Yahudiler için utanç sembolü değildir.

İlk zamanlarda çeşitli toplumlar tarafından bir büyü ve süs aracı olarak kullanılan altı köşeli yıldız Ortaçağda Yahudi mezar taşlarında ve sinagoglarda dini bir anlamı olmaksızın bir süs eşyası olarak kullanılır. 17. yüzyılda kabalistlerin 19. yüzyılda Siyonistlerin kullanımları ve 20. yüzyılda da Nazilerin Yahudilere altı köşeli yıldızı rozet olarak taşımalarını zorunlu tutması sonucunda Davut Yıldızı Yahudi kimliğinin evrensel bir sembolü haline gelir. Yedi kollu şamdan (Menora) Yahudilik için çok eski bir sembol olmasına rağmen 1948 yılında kurulan İsrail devleti, Davut Yıldızı’nı milli bayrakları üzerinde kullanır. Çünkü Yahudi söyleminde Davut Kalkanı (Magen David) adıyla tanınan altı köşeli yıldız figürü nerede olurlarsa olsunlar asırlar boyu Yahudilere; daha parlak bir gelecek vaadini simgelemiş ve Davut’un Krallığı’na kadar uzanan umut ve inanç dolu bir tarihin simgesi olmuştur.

İslam Geleneğinde Süleyman Mührü

İslâm geleneğinde Süleyman Mührü Hz. Süleyman’a ait olduğuna inanılan yüzüğü ifade eder. Hz. Süleyman hakkındaki rivayetlerde yüzük öyküsünün önemli bir yeri vardır; Kitâb-ı Mukaddes ve Kuran bu konuda bilgi içermez. Yüzüğün ortaya çıkışına ilişkin rivayetler çeşitlilik gösterir. Bir rivayete göre, Cebrail cennetten Hz. Adem’e üzerinde bir sembolün yer aldığı bir yüzük verir. Hz. Adem bin yıl kadar yaşadıktan sonra vefat edince yüzük de geldiği yere cennete geri çekilir. Nice zaman sonra Cebrail Hz. Davut’a yüzük ve on soru ile gelir. “Bu on soruyu çocuklarına sor ve içlerinden her kim soruların tamamına doğru cevap verirse yüzüğü ona ver.” der. Vahiy meleğinin isteği üzerine Hz. Davut halkını bir meydana toplar ve büyük oğlundan başlayarak çocuklarına sırayla soruları sorar. Çocuklardan hiçbiri doğru cevap veremez. Sırada en küçük oğlu Hz. Süleyman vardır. Hz. Süleyman sorulara birer birer doğru cevap verirken her cevabıyla birlikte gülümser. Hz. Davut sebebini sorduğunda Hz. Süleyman  ”Siz her soruyu sorduğunuzda şurada duran karınca bana cevapları söylüyordu ve ben de ona gülümsüyordum.” açıklamasını yapar. Bunun üzerine Hz. Davut yüzüğü oğlu Hz. Süleyman’a verir. Hz. Süleyman’ın bu yüzük sayesinde cinlere, hayvanlara, tabiata ve nesnelere hükmettiğine inanılır. Buna benzer rivayetler kısas-ı enbiya kitaplarında geniş yer almakla birlikte bir hadis rivayetinde şöyle geçer: “Kıyametten önce yer altından elinde Süleyman’ın mührü ve Mûsâ’nın asası olan bir dabbe çıkacak asasıyla  Müslümanların yüzünü aydınlatacak, mührüyle kâfirlerin yüzünü mühürleyecektir.”(Müsned, II,259; İbn Mâce, “Fiten”, 31),Bu rivayetler İsrâiliyat’tan beslenerek ayrıntılı biçimde işlenmiş ve pek çok el yazmasında minyatürlerle birlikte anlatılmıştır.

Süleyman Mührü’nün mahiyetine dair bir başka rivayette de şöyle geçer: Bir gün bir sahra cini Hz. Süleyman’ın kılığına girer ve  hanımından mührü alır, Hz. Süleyman mührü geri  istediğinde sahtekârlıkla suçlanır ve kendi kılığına giren cinin emriyle saraydan çıkarılır, cin onun yerine sarayda hüküm sürmeye başlar. Hz. Süleyman bir sahil kasabasında balıkçıların yüklerini taşıyarak hayatını sürdürür, aradan kırk yıl geçtikten sonra cin bir daha başkalarının eline geçmesin diye mührü denize atar. Aynı günlerde yanında çalıştığı balıkçı Hz. Süleyman’a hizmetine karşılık para yerine bir balık verir, Hz. Süleyman akşam balığı pişirmek için karnını yardığında kendi yüzüğünü görür ve onu parmağına takıp saraya gider, orada eski hayatına kavuşarak peygamberlik dönemini tamamlar. Halk arasındaki, “Mühür kimdeyse Süleyman odur” atasözü bu kıssaya dayanır.

Bir sembol olması bakımından Süleyman Mührü, Yahudi ve Mason ustaların eserlerinde olduğu kadar İslam süsleme sanatlarının metal, ahşap, mimari, dokuma gibi pek çok dalında nakış amacıyla kullanılmıştır. Bulunduğu yere şeytanın giremediğine dair halk inancından dolayı taş, ağaç, cam, kâğıt gibi yüzeylerde merkezî motif olarak kullanılmıştır. Yine bu inançla cami, tekke gibi mekânların kubbe veya tavan nakışlarında, kapı kanatlarında Süleyman Mührü desenleri bulunur. Anadolu Selçukluları, Artukoğulları ve İlhanlıların eserlerinde bilhassa kubbelerin kilit taşlarında yer almıştır. Osmanlılarda ise başta hamam kubbe delikleri olmak üzere mezar taşları, cami süslemeleri, anıtlar ve kemer kilit taşlarıyla çini, seramik gibi mimariyi ilgilendiren hususlarda şeytanı uzaklaştırmak amacıyla; mutfak eşyalarında, çeşmelerde, sebillerde, tas, tepsi ve tabaklarda zehirlenmeye karşı tılsım niyetiyle yüzyıllarca kullanılmıştır. Barbaros Hayreddin Paşa’nın rüzgâra hükmedebilmek için sancağına Süleyman Mührü motifi nakşettirmesi de bu gelenekten kaynaklanır. Devlet fikri ve hükmetme yetkisi ilk defa Hz. Süleyman’da kemale erdiği için ona bunu sağlayan mühür de aynı güç ve kudreti temsil eder. Bu sebeple Süleyman Mührü tarih boyunca her şeyden evvel devlet olmanın ve hükmetmenin sembolü olmuştur.

 

KAYNAKÇA

[1]Türeli, İdil.”Türk Sanatında Altı Köşeli Yıldız”Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi,2006,s.70.

[2]Pala,İskender”Mühr-i Süleyman” TDV İslam Ansiklopedisi, c.31,İstanbul, 2006,s. 524.

[3]Atasağun, Galip.”İlahi Dinlerde (Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’da) Dini Semboller”, Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi,1996,s.36.

[4]Çift, Pelin ve Prof. Dr. Ömer Faruk Harman, Kudüs’ün Gizemli Tarihi, İstanbul: Destek Yayınları,2016, s. 66.​

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir