156 kez görüntülendi.

Anlamsızlığın Anlamı Üzerine Yazılar 02

Bir önceki yazımda ”anlamlı” dediğimiz şeyin aslında anlamsız parçalardan oluştuğunu ve insanın bir şeyleri önce anlamsız kıldığını,  daha sonra ise bazıları arasında ilişki kurmak suretiyle ”anlam” denilen mefhumlar yarattığını ifade etmiştim. Şimdiki yazımda ise ”anlamsız” diye bir şeyin varolmadığını ve bunun sebeplerini açıklayacağım.

”Anlamsız”, anlam kelimesine olumsuzluk, eksiklik anlamı veren ”-sız” sonekiyle üretilmiş Türkçe bir kelimedir. Başka dillerde de buna benzer şekilde bir yapı arzettiği görülür(meaning-less, meinung-los). Dildeki bu kullanıma bakarsak önce anlamlı diye bir şeyin varlığı, sonra ise onun olumsuzlanmasıyla ”anlamsız” diye bir şeyin varlığına ulaşıldığını çıkarabiliriz. Bu haliyle dildeki kullanım benim önceki yazımdaki tezimle çelişmektedir. Zira ben, ”anlamsız”ı anlamlıya öncelemiştim. Şimdi bu çatışmayı çözmek için anlam kategorilerini irdelemek gerekiyor. Bu konuyu bir sonraki paragrafta ele alacağım zira anlam kategorilerinden önce anlam denilen kavramı incelemek ve anlamlı ile anlamsızın oluşumunu buradan hareketle ele almak daha önceliklidir. Daha sonra ise anlamsız diye bir şeyin neden ontolojik olarak var olmadığını açıklamaya çalışacağım.

Anlamayı tanımlayabilmek için öncelikle anlamanın temelini oluşturan ”bilgi”den bahsetmemiz gerek. Bilgiyi ”şey hakkındaki düşünce” olarak tanımlarsak, insanın idrak etmeye başladığı andan itibaren bir şeyler hakkında tek tek fikir sahibi olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda insan eğer iki bilgi arasında bir ilişki kurarsa/kurabilirse bu ilişki önceki iki bilgiden başka bir üçüncü bilgi doğurduğu için ”anlam” adını alır. Bu durumda anlamlının olması için en az iki bilgi gereklidir. Türkçe’deki ”saçma” kelimesini tahlil edersek kelimede ”irtibatlandırıl(a)mamış birden fazla bilgi” anlamının yattığını görebiliriz. Eğer insan iki bilgi arasında anlam kurmazsa/kuramazsa bu durumda yeni bir bilgi oluşmaz dolayısıyla buna anlamsız denir. Burada sorun olan nokta, olmayan bir şeyin yani yeni bir bilgi üretmeyen ilişkinin anlamsız diye adlandırılmasıdır. Anlamsız diye bir şey yoktur derken demek istediğim tam da budur. Klasik kelâmî terimle ifade edersek, anlamsızlık denilen şey ademî bir mefhumdur, hariçte bir ontolojik varlığı yoktur. Bu kavramı konumuza uygularsak; bilgiler henüz dağınık ve hiçbir ilişki kurulmamışken anlamsızlık diye bir mefhum var idi ancak daha sonra insanların ilişki kurmaya başlamasıyla anlamsızlıklar yok olup onların yerine anlamlar gelmiş değildir. İnsan, bilgiler arasında ilişki kurmak suretiyle anlamları var etmiş ve henüz bağlantılandıramadığı mefhuma sonraları anlamsız demiştir. Başka bir ifadeyle,  ”anlamlı” denen alan bir kez inşa edilince insan zihni bu alanın sınırlarını çizebilmek için mefhumun zıttını üretmiştir. Bu, aslında bir şeyi ne olmadığı üzerinden algılamaya çalışan zihinsel faaliyetin tipik bir örneğidir. Ayrıca unutmamak gerekir ki iki bilgi arasında birisi tarafından kurulamayan ilişki başkaları tarafından kurulabilmektedir. Dolayısıyla herhangi bir bilgiler arası ilişkiye anlamsız demek doğru değildir. Belki ilişki henüz yeni bir bilgi oluşturmadı denmelidir. Farkında olmamız gereken bir diğer olgu ise henüz kurulmamış sonsuz ilişkilerin yani anlamların bizleri beklemekte olduğudur. Tek bir cümleyle özetlemek gerekirse, ”anlamsız” diye bir şey yoktur, ”henüz keşfedilmemiş/vazedilmemiş anlam” vardir.

Peki bu durumda bir önceki yazımda one sürdüğüm ”insanların bir şeyleri önce anlamsız kıldığı, daha sonra onlar arasında kurduğu bağlantıya anlam dediği” tezi ile önceki paragrafta anlatmaya çalıştığım şey birbiriyle çelişmiş olmaz mı? Bu çelişkiyi, ”anlamlandırma”nın kendisindeki parametreleri incelemek suretiyle çözebiliriz diye düşünüyorum. Anlamlandırma kategorileri diyebileceğimiz bu sisteme şöyle bir örnek verebiliriz: düz,  dikey bir çizgi metin kategorisinde bir anlam ifade etmez ancak matematik kategorisinde ”1 sayısı”, geometride ”doğru parçası”, alfabede ”I” harfi, resim sanatı kategorisinde bir ”çizim” olarak anlam ifade eder. Bir önceki yazımdaki örneği de hatırlarsak, rastgele sıralanmış kelimelerden oluşmuş cümlede anlamsız olan şey kelimelerin tek tek kendileri değil başka bir anlam kategorisi olan ”cümle”nin kendisidir. Dolayısıyla bir kelimedeki harfler tek başına anlamsız derken kelime kategorisinde anlamsız’ı kastetmiş oluyorum zira harf kategorisinde her biri anlamlıdır.

Özetlersek, insan anlamlı-anlamsız’ın olmadığı bir zihin dünyasında edindiği bilgiler arasında bağlantı kurmak suretiyle önce anlamlıyı inşa etmiş ve ayrıca bunları kategorilendirmiştir. Henüz kur(a)madığı anlam yahut koyutla(ya)madığı kategoriler ise onun ”anlamsızlar” evrenini oluşturmuştur diyerek iki tezi uzlaştırmamız mümkündür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir