297 kez görüntülendi.

Amerika’da Köleleştirilmiş Müslümanların Tarihi

Son zamanların önemli çalışmalarından olan Amerika’ya köle olarak getirilen Afrikalı Müslümanlarla ilgili bir kitap yayımlandı. Bu eser Hakan Demirhan ve Necmi Küçük’ün tercümesi ile Temmuz Kitap aracılığıyla yayımlandı. Eser Afro-Amerika halklar konusunda Türkçeye kazandırılan önemli çalışmalardan birisi olmayı hak ediyor. Çünkü içerisinde bulunan Ömer bin Said adında bir şahsiyetin Arapça olarak yazdığı eserin tercümesi var. Bu eserin önemi ise günümüze gelen tek Müslüman Amerikalı otobiyografisi olması. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu konu ile ilgili çalışmaların azlığı maalesef devam etmektedir. (Daha önce Amil Cabral’ın Gine’de Devrim kitabı yayımlanmış fakat şu an basımı yapılmamaktadır.)

Kitabın giriş kısmında Afrika’da köle ticaretinin başlamasıyla ilgili bir makale bulunuyor. Bu makale konuyla ilgili okuyucuya genel bilgi sunuyor.[1]

Bu bilgilerden bazıları ise şöyle;

İslamiyet ticaret vasıtasıyla Afrika’da 9. yy’da yayılmaya başladı. 19. yy’a kadar Batı Afrika’nın tümüne yayıldı. [2] İslamiyet’in yaygın olduğu bölgelerden en dikkat çekeni ise Senegambiya’dır. Ticarette önemli bir konumu olan bu bölge, köle ticareti için de önemli ilk bölge olmuştur. Senegal Nehrine kadar olan bölgenin 10. yy’a kadar çoğunluğu Müslüman olmuş olsa da bazı kabileler İslamiyet’i kabul etmemişti. Bunlardan birisi de Wolof halkıydı. 19. yy’a kadar Müslümanların elinde güçlenen bir idari sistem kuruldu.[3]

Senegambiya bölgesi 19. yy’da tamamen Müslüman oldu. Köle olmaktan korkan Müslümanlar kendilerini korumak için Bundu adında İslam yönetimini oluşturdular.[4] 16. yy’dan 18. yy’a kadar Fransız kontrolünde olan bölge bu yüzyılın ikinci yarısında İngilizlere geçti.

Bölgede gayrimüslim olan Jallonke halkı ile çoğunluğu Müslüman olan Fulbe haklı arasında savaşlar başladı. İki taraf arasında çıkan savaşlarda binlerce esir Atlantik aşırı ülkelere taşındı. [5]

Avrupalı tüccarların uğradığı önemli bölgelerden bir tanesi de Gold Coast bölgesiydi. Burası Gana’yı kapsayan altın ve köle bakımından zengin bir bölgeydi. 17. yy. başlarında köle ticareti için merkez bir bölge haline geldi.[6]

Köle ticaretinde Britanya Kuzey Amerika’sına taşınan 523 bin Afrikalının içerisinde en az 200 bini İslamiyet’i farklı derecelerde kabul etmiş insanlardı.[7]

İngiliz kuzey Amerikalı köle sahipleri Afrikalı köleleri geldikleri bölgeye göre tasnif ettiler. Bölgeleri asi, savaşçı, dik kafalı, uysal gibi tasniflere ayırmalarındaki sebep kapitalist zihin yapılarındaki daha fazla iş gücü elde etmekten kaynaklanıyordu.[8]

Arapça bilen okur yazar köleler daha fazla ilgi görüyordu. Çiftlik işlerinde daha çok şoförlük gibi yönetim işlerine geçiriliyordu. Hatta öyle durumlar vardı ki köle sahipleri bazen çiftliği yönetmek için kölelere emanet ediyordu.[9]

Dini hayatları

Köleler kısıtlı şartlarda ibadet etseler de sahipleri tarafından tamamen yasaklanmıyordu. Bazı köleler ise sahiplerine iyi görünmek için Hristiyanlığa geçmiş gibi görünmüş, memleketlerine döndüklerinde İslamiyet’e bağlılıklarını tazelemişlerdir.[10]

Dr. Collins’in ifadesine göre Senegal kökenli kölelerin Arapça konuştuğu ve bazılarının yazı yazacak derecede eğitimli olduğu dile getirilir.[11] Bu itiraflar, Afrikalı kölelerin eğitimsiz veya uygar olmadıkları ile ilgili yazılanların geçersizliği demekti.

Kölelerin sonraki nesilden gelen torunlarıyla yapılan röportajlarda, kölelerin ibadetlerine düşkün oldukları, ellerinde tespihlerin, başlarında sarığın olduğu, sabahları erken saatlerde ibadet ettikleri, Cuma gününe ayrı bir önem verdikleri ve erkeklerin cemaatle namaz kılmak için uygun yerler aradığı söylenmektedir.[12]

Afrikalı kölelerin ayrı bir özellikleri de kendilerine iyi davranan sahiplerine olan sadakatleriydi. 1812 savaşı esnasında düşman birliklerine katılmak isteyen köleleri yine bazı köleler engellemişti. Aynı zamanda Bilali adında bir köle 1813 yılında silahlı seksen köle ile Sapelo adasına İngilizlerin girmesine engel olmuştu. [13] Fakat sahibine bu müdafaayı şöyle açıklamıştı: “Hak dinine inanmış her bir zencinin namına onlara karşılık vereceğim; sahip olduğunuz Hristiyan köpeklerin namına değil.”[14]  Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere köleler İslam inançlarına bağlı kalmış ve özgürlükleri için mücadele etmişlerdi.

Afrika’da sınıf ayrılıkları ile yaşamış olan kölelerin durumu, bunu Amerika’da da devam ettirmelerine sebep olmuştu. Afrika’da babası idareci, din adamı olan veya toplum içerisinde saygı duyulan bir konumda olan kişilerin kendilerine olan saygılarını yitirmemelerine ve diğer köleler gibi ezilmişlik psikolojisine bürünmemelerine olanak sağlamıştır. [15]  14. yy’a kadar sistemli eğitimleri olan Batı Afrika halkı içerisinde eğitimli elit bir tabaka oluşmuştu. Avrupalıların ırkçı söylemlerinden etkilenenler, zenci olduklarını kabul veya inkar edememelerinden dolayı kendilerinin “Mağripli” yada Berberi soyundan olduklarını savunuyorlardı.[16]

Köleliğin zorluklarından dolayı İslami eserlere ulaşamamaları zamanla İslami duyarlılıklarını yitirmelerine sebep oldu. 19. yy’dan sonra ise Müslüman kölelerin din ile uğraşmaları sahipleri tarafından yasaklandı. Hristiyanlığın Afrika versiyonunu ortaya çıkarmak isteyenler zamanla çoğaldı. Sapelo topluluğu hem İslamiyet’i yaşıyor hem de diğer dinlerin bayramlarını kutlamak için merasimlerine katılıyorlardı.[17]

Müslüman olan kölelerin İslamiyet’i yaymama sebepleri ise Afrika’da kabile merkezli yaşantıları olmuştu. Ayrıca Afrika doğumlu kişiler daha sonra Amerika’da doğan çocukları ve torunları ile ortak bir dilde buluşamamaları, zamanla Arapçayı unutmaları ve İngilizceyi başarılı bir şekilde konuşamamaları, İslamiyet’i sonraki nesillere aktarmada en büyük problem olmuştu.[18]

Değişen nesil içerisinde değişmeyen kültürel ve dini bazı şeyler vardı. Örneğin, Sapelo Island’da Little isminde bir vaizin dışarıdan bakıldığında tamamen “Muhammedî” olduğu düşünüleceği halde Hristiyan olması gibi. Zaman içerisinde kendi öz inançlarını belli etmekten dahi çekinmişlerdi. Bununla birlikte bu davranış, Hristiyanlığın içinde İslamiyet’in aynı anda yorumlanma ve yaşanma ihtimali (düalizm) olarak görülebilir.[19]

Örnekleriyle birlikte görüleceği üzere Afrikalı Baptist kilisesi kurulduğunda Müslümanlar bu kiliseye üye olmuş, buranın hizmetinde bulunmuş ve aynı zamanda İslam dinine de bağlı kalmışlardır. Bu kilisede ibadetlerin doğuya doğru yapılması ve şeytanın diğer yönde kabul edilmesi İslamiyet’in Hristiyanlığın içerisinde kendisinden izler bıraktığının örneğidir.

Son olarak Malcolm X adıyla bilinen el Hacc Malik el-Şahbaz’ın İslam ile tanışmasına vesile olan Elijah Muhammed de 1898’de İslamiyet’in yaşandığı bir zamanda dünyaya gelmiştir. Elijah, Georgia kıyı şeridinde büyüdü ve babası Wali Poole ortakçı, çiftçi, ve baptist vaiziydi.[20] Buradan da anlaşılacağı üzere Amerika’da İslamiyet’in tamamen silinmediği, farklı anlayışlara karşı İslamiyet’in Afro-Amerikalılar arasından yayılmasını sürdürdüğü görülmektedir.


[1]Michael A. Gomez’in (New York Üniversitesi) bu makalesi, ilk olarak, The Journal of Southern History dergisinde (1994 yılı vol. 60, no. 4) yayımlanmıştır.

[2]Sy.18

[3]Sy.20

[4]Sy.23

[5]Sy.24

[6]Sy.25

[7]Sy.28

[8]Sy.31

[9]Sy.38

[10]Sy.43

[11]Sy.47

[12]Sy.53

[13]Sy.56

[14]Sy.45

[15]Sy.58

[16]Sy.62

[17]Sy.64

[18]Sy.65

[19]Sy.67

[20]Sy.71

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir